Haziran 03, 2009

Bir Devin Uyanışı: Efes Pilsen

Geçtiğimiz sezonun başında teknik kadro konusunda uzun bir süredir sürdürdükleri istikrarı bozarak takımın başına David Blatt’i getiren Efes Pilsen, sezonun ortasında bu isimle de yollarını ayırma kararı almış ve Ekrem Memnun ile devam edilen sezonun sonunda Efes Pilsen yıllar sonra ligi final göremeden kapatmıştı. Partizan deplasmanı öncesi yabancı oyuncularının bir kısmıyla yaşadığı problemden de kötü etkilenen Efes Pilsen’in kendisi adına son 15 yıllık sürecin en kötü sezonunu geçirdiği basketbol kamuoyunda hüküm süren görüştü. Bunun üzerine radikal kararlar alan Efes Pilsen yönetimi, direksiyonu önceki sezon Beşiktaş Cola Turka’da görev yapmış, eski coachu Ergin Ataman’a emanet etmeyi tercih etti. Kulüp tarihinin kilometre taşlarından biri olan 2000 yılındaki Final-Four başarısında da takımın başında bulunan Ataman ile eski sportif başarı dolu günlere geri dönmek isteyen Efes Pilsen kadrodaki tüm yabancılarını da değiştirme yoluna gitti. Montepaschi Siena’da özellikle oyunun savunma sahasındaki rolüyle dikkat çekmiş Bootsy Thornton, geçtiğimiz sezonu Real Madrid’de geçirmiş bir başka eski Efes Pilsen oyuncusu Charles Smith ve bir dönemin en büyük genç yeteneklerinden biri olarak lanse edilmiş oyun kurucu Milos Vujanic dış oyuncu olarak kadroya dahil edilirken, Ataman’ın Beşiktaş Cola Turka’dan eski öğrencileri Preston Shumpert ve Sinan Güler de dış oyuncu rotasyonuna katıldılar. Sezon boyunca sakatlıklar sebebiyle beklenen katkıyı veremese de Benetton Treviso’dan Engin Atsür de geçen yazın bir başka imzası oldu. Pota altında takımın en güçlü yanlarından birini oluşturan Kakiouzis-Kerem-Kaya-Kasun dörtlüsünden de sadece Kerem Gönlüm 2008 kadrosunda bulunan bir isimdi.

Ancak her yeni kadro gibi bu kadronun da birbiriyle uyumlu çalışan parçalar haline gelmesi biraz zaman aldı. Bu süreç içerisinde, başarısız addedilen geçen sezonkinden bile daha kötü bir Avrupa macerası geçirildi. Euroleague tarihinde ilk kez grup aşamasından ileriye gidemeyen Efes Pilsen’de Mario Kasun’un sakatlığı ve transfer edilen Dwayne Jones’un beklenen katkıyı vermekten çok uzak oluşu gibi mazeretler ön plana çıksa da, takımın saha içinde iyi yönetilmediği ve bu işi kotarabilecek bir oyun kurucunun yokluğu da sıkça konuşuluyordu. Avrupa badiresi haricinde, ilk hafta yaşanan 105-91’lik Banvit mağlubiyeti dışında ligde işler iyi gitse de takımın bu noktada bir takviyeye ihtiyacı olduğu görülebiliyordu. İşte bu noktada Efes Pilsen’le kariyerinin önceki dönemlerinde de önemli başarılar elde etmiş Kerem Tunçeri Moskova’dan İstanbul’a getirildi ve bu transferin etkisine sakatlıktan dönen Kasun’un da olumlu performanslarıyla katılması, Lacivert-Beyazlılar’ı ligde adeta bir yenilmez armadaya dönüştürdü. Bu iki eklemeyle saha üzerinde de daha doğru bir basketbol sergilemeye başlayan Efes Pilsen’de kadroda rollerin yavaş yavaş belirgin bir hal almasıyla takım TeknoSA Türkiye Kupası’na da çok zorlanmadan ulaşacaktı. Fenerbahçe Ülker deplasmanında kaybedilen 84-80’lik maça değin, neredeyse beş ay boyunca mağlubiyet yüzü görmeyen Efes Pilsen’de play-off öncesinde başarısız Avrupa macerasının yarattığı karanlık tablo tamamen gözden kaybolmuştu. Takımını maç temposunda tutmak için, ligin son haftalarında iki yurt dışı seyahati organize eden teknik kadro bu performansıyla play-off aşamasına da büyük bir enerjiyle girdi. Normal sezon sonunda ortalamalara bakıldığında, 14.5 sayısıyla Smith, 7.5 ribaunduyla Kerem Gönlüm, 3.7 asistiyle Ender Arslan ön plana çıkan isimler gibi gözükse de normal sezonu dengeli bir süre dağılımıyla tamamlayan Ataman’ın takımında rotasyonu oluşturan tüm parçaların oyunun belirli alanlarına, istikrarlı olarak belirli katkılar verdiği gözleniyordu. Sezon ilerledikçe Efes Pilsen ekolünün bir parçası olan sert savunma tekrar sahaya koyulmakla beraber, uzun yıllar sonra ilk kez belirli bir ismin sürüklediği hücum görüntüsünden sıyrılan bir takım vardı sahada. Sezonun başlarında uyum sürecini atlatmakta zorlanan oyuncular ise, sahada bir makine düzeninde işliyordu adeta.

Bu olumlu tablo içerisinde ve 28-2 gibi Beko Basketbol Ligi’nin uzun yıllardır görmediği bir dereceyle girilen play-off döneminde ilk turda, lig sekizincisi Darüşşafaka Cooper Tires ile eşleşildi. Efes Pilsen sezon içindeki iki maçta -çoğunluğu kendi altyapısından yetişme- genç oyunculardan kurulu rakibine ortalama 18.5 sayı fark atmıştı. Bu seride de durum farklı olmadı ve Lacivert-Beyazlılar, Darüşşafaka Cooper Tires’ı 76-47 ve 87-60 sonuçlanan iki rahat maç sonrasında geçerek yarı finale çıkmayı bildi. Bu seride Smith 11.5 sayı, 3.0 ribaund, 2.0 asist, 3.0 top çalma ve 1.0 blok ortalamasıyla takım arkadaşlarının bir adım önüne çıktı. Skor anlamındaki en büyük yardımcıları da Preston Shumpert, Kerem Gönlüm ve Mario Kasun oldular. İkinci rakip kağıt üzerinde daha dişli gözüken normal sezon dördüncüsü Galatasaray Cafe Crown idi. Ancak makine işlemeye devam ediyordu ve Sarı-Kırmızılı ekip zaman zaman direnç gösterse de, iki maçın sonucu da son çeyreğe girilmeden hemen hemen belli olmuştu. 103-77 ve 90-78 biten iki maçla gövde gösterisi yapan Efes Pilsen’in finaldeki rakibi ise kuşkusuz daha zor olacak, zira kupanın diğer talibi Fenerbahçe Ülker de bugüne kadar play-off süresince yenilgi tatmadı. Galatasaray Cafe Crown serisindeki bireysel istatistiklere baktığımızda ise Charles Smith’in iki maçta tutturduğu 23.0 sayı, 5.0 ribaund, 3.0 asist ve 2.5 top çalma rakamları Galatasaray Cafe Crown cephesinde hesapta olmayan bir katkıydı. Smith, bu etkileyici rakamlara ulaşırken, bu rakamları bir kat daha değerli kılan % 65.4 ile şut atmasıydı. Bir önceki kısa Efes Pilsen macerasında, özellikle de Ülkerspor ile oynanan final serisinde çok kötü şut atan Smith, play-off boyunca 12/25 ile üç sayı atarak finalde karşılaşacağı eski rakibine de bir mesaj göndermiş oldu. Bootsy Thornton Darüşşafaka Cooper Tires serisinde hissettirmeye başladığı ‘hücumda oyun kurucularla birlikte takımı organize etme’ misyonunu yarı final serisine de taşıyarak, pozisyonunda nadir rastlanan 6.0 asist ortalaması tutturdu. Oldukça az şut kullandığı seride 10.0 sayı ortalamasını da yakalayan Thornton, 5.5 ribaund ve 2.0 top çalmayla oyunun diğer alanlarına da katkıda bulundu. Mario Kasun da 13.0 sayı ve 8.5 ribaund ile oynayarak, Türk basketbolunun yetiştirdiği en nadide uzunlardan bir demeti elinde bulunduran Fenerbahçe Ülker’e karşı takımının pota altındaki en büyük gücü olacağını gösterdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder