Mart 20, 2013

Lew, Bill ve Shabazz

Ülkeyi köşe bucak dolaşıp yetenek avına çıkan NCAA koçları 2012 yazı için planlarını yaparken ajandalarının ilk sayfasında onun ismi yazıyordu: Shabazz Muhammad. Büyük ödülü kazanan UCLA olacaktı. Fakat aynı dönemde Sports Illustrated’da çıkan bir haber, geleneğinden gitgide uzaklaşan bir programı ve oyuncularıyla iletişiminde tartışmalı bir yaklaşım takınan bir koçu resmediyordu.

Tam 11 sezon fileleri son kez kesen takım olarak kolej basketbolundaki rekoru elinde bulunduran Bruins iyi durumda değildi. 2006’da Arron Afflalo ve Jordan Farmar’ın başı çektiği yetenekli bir kadroyla şampiyonluk maçını görüp takip eden iki sezonda Final-Four başarısını tekrar etmek, mevzubahis UCLA tarihi olunca adınızı ölümsüzleştirmeye yetmiyordu. Muhammad’in kolej yolculuğunun çok uzun soluklu olmayacağı ve bir senenin ardından profesyonel kariyerini başlatmak için firar edeceği biliniyordu. Yine de bu özel çocukta, 18 yıldır beklenen 12 numarayı Westwood kampüsüne getirmeye muktedir bir oyuncuyu görenler vardı. 2006-2008 arası başarıların arkasındaki isim olsa da çıkan haber, Ben Howland’ın saygınlığına şifa bulması zor bir yara bırakmıştı. Muhammad sıra dışı bir şey yapmalıydı ve acele etmeliydi.

2 DEV, 1 ÖĞRETMEN

1971 yazında Bill Walton’ın kampüse gelişi ise tamamen farklı bir manzarada gerçekleşiyordu. Lew Alcindor (henüz şehadet getirmemiş ve Kareem Abdul-Jabbar adını almamıştı) kolej basketbolunun gördüğü en dominant performansları yeni açılan Pauley Pavilion’ın parkesi üzerinde vermişti. Walton da burada oynayacaktı. Ve oyunun gördüğü en büyük öğretmenlerden John Wooden, kenarda her hareketini izliyor olacaktı. 2.10 boyundaki uzunun yeteneklerini gözden kaçırmak mümkün değildi. Daha ilk sezonunda NCAA yönetiminin oyunculara smaç vurmayı yasaklamasına neden olacak bir yırtıcılıkla oyunu çaresiz bırakan Alcindor’ın aksine Walton, mütenevvi hücum portföyünün yardımıyla rakiplerini daha zarif biçimde alt ediyordu.

Tek farklarının oyun tarzları olduğu söylenemezdi. Alcindor Westwood’da yalnız yaşadığı apartmanda, zamanının büyük bölümünü siyah hakları tarihiyle ilgili okumalar yaparak geçiriyordu. Onu Westwood kampüsüne getiren şey Wooden’ın varlığı değildi. Okul en önemli iki Afro-Amerikan mezununu (Jackie Robinson ve Ralph Bunche) Alcindor ile buluşturmuş, ikilinin siyah komünitenin sporda başarılı olması için alan açacak birilerine ihtiyaç olduğu yönündeki vaazları Malcolm X hayranı genci ikna eden şey olmuştu. Sivil Haklar Hareketi başladığında kampüs hayatında sözcükleri tasarruflu kullanmasıyla bilinen Alcindor, ilk kez yüksek sesle konuşmaya başlamıştı. Ku Klux Klan’ın beşiği Martinsville’de doğup büyüyen Wooden ile öğrencisi arasında sağlıklı bir iletişimin mümkün olmadığı çekincesi hakimdi.

KIZIL ‘ÇİÇEK’ WALTON

Walton ise aşağı mahallenin çocuğuydu. Fakat bu onun adaptasyonunu daha kolay kılmayacaktı. Woodstock jenerasyonunun bir parçasıydı, itaat mefhumu ile problemleri vardı. En ünlü hikayelerden biridir, yaz tatilinden beline kadar uzattığı saçları ve pasaklı sakallarıyla döndüğünde Wooden tıraş olup gelmesini ister. Walton bedeniyle ilgili tüm kararları ancak kendisinin vereceğini söyleyerek karşı çıkar. “Doğru, bu kararı ancak sen verebilirsin. Ben sadece bu takımla ilgili kararları verme yetkisine sahibim. Hislerini gerçekten anladığımı bilmeni isterim Bill… Ve seni özleyeceğimizi.”

Walton o gün bisikletiyle en yakın berberin yolunu tutar ve 15 dakika sonra tekrar antrenmandadır. Birkaç hafta sonra Wooden ofisine geldiğinde, masasının üzerinde meditasyon yapan kızıl saçlı bir devle karşılaşır. Bir başka gün takımdan birileri yanına gelir ve Walton’ın tutuklandığını söyler. Bir grup arkadaşıyla Wilshire Bulvarı’nda savaş karşıtı bir gösteri başlatıp, sonunda cadde üzerine uzanıp tek başına trafiği kapatan Walton’ı nezarethaneden çıkarmak Wooden’a düşer. Bir sabah uyandığında vejetaryen beslenmeye geçiş kararı alır Walton. Koçu tarafından ikna edilmesi haftalar alacaktır.

WOODEN SHABAZZ’I GÖRSEYDİ...

Tarih kitaplarını karıştırdığımızda bu hikayeleri değil, ulaşılan iki namağlup (30-0) şampiyonluğu, 88 maçlık galibiyet serisini ve Wooden’ın ünlü Başarı Piramidi’nin üçüncü katmanında yazan “Her şey takım halinde yapılmalıdır” öğretisini tehdit ettiği düşünülebilecek Memphis State maçını görürsünüz. (1973 finalinde Walton 21/22 şut isabetiyle 44 sayıya ulaşır.) Alcindor, Walton ya da herhangi bir öğrencisinin koçlarının ağzından “kazanmak” kelimesini bir kez bile duymadığını, başarı hakkındaki nutuklarının hiçbirinin “kazanmak” ile ilgilenmediğini ve oyuncularının içlerindeki güveni bu sayede inşa edip filizlendirebildiğini ise bu hikayeleri dinledikçe fark edersiniz.

Sezon başında NCAA’in açtığı amatörlük statüsünü sorgulayan dava, Muhammad’in sahaya çıkışını geciktirdi. Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea, bir konserlerine “Shabazz’a Özgürlük” yazılı bir tişörtle çıktı. Muhammad bu desteğe aldırış eder gözükmedi. Yıllarca Grateful Dead ile turnelere çıkan, hatta bir keresinde Mısır’da onlarla birlikte çalan Walton muhtemelen farklı davranırdı. Alcindor’ın nasıl tepki vereceğini ise kimse bilemezdi. Yazık ki Wooden 2010’dan beri bizimle değil ve Muhammad içindeki cevheri işleyip istisnai bir basketbolcuya dönüştürmek için, söz geçiremediği oyun kurucusunu saha dışına çıkarmak için hakemlere oyuncusunun NBA logolu çoraplarını işaret eden bir koçla birlikte çalışmak zorunda.

Cem Pekdoğru, 2013
19 Mart 2013 tarihli Evrensel Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

Mart 05, 2013

Kapıdan

Mart ayı, takip ettiğinin özel durumunun da etkisiyle, bizi en hazırlıksız yakalayan ay oluyor. Ayın başlangıcı basketbolu sevenler için gelmekte olan bir büyük olayın da müjdecisi… Düzeltiyorum; durağan, yetenek seviyesi tartışmalı, eski usul ve çirkin basketbolu sevenler için. Sezonları fazla eskitmeme ve ana yemeği dumanı üzerinde servis etme amacı güden Amerikan sporları için, bunun en yoğun yaşandığı yer kolej seviyesi. Garabet bir konferans dışı fikstürü takiben hayat kurtaran konferans maçları bile ancak mideyi gelecek olana hazırlama işlevi taşıyor. Ve o ana yemek her sene, şaşmaz şekilde, mart ayında masaya getiriliyor.

Geçen sezon John Calipari’nin meşhur (ve meşum) yöntemiyle fileleri kesen Kentucky, kolej basketbolu çevrelerini büyük bir paranoyaya sürüklemişti. İlk bakışta oyundan çok oyuncu odaklı bir yaklaşım tutturduğu için sempatik gözükebilen Calipari’nin, oyuncu/öğrenciyi koyduğu yerin ve bunun arkasındaki motivasyonun bilincine varıldığında ise filmin anti-kahramanına dönüşmesi için fazla zaman gerekmiyor. Kolej basketbolu sezonunun topun sektiği beş ayından ziyade öteki yedi ayına odaklanan bir mesai tutturan Calipari’nin sihri de oyuncuları ikna etme noktasında geliyor. Günümüz modernitesinin en kirli ayrıntılarıyla birlikte mazeret olarak gelmesine alıştığımız ‘ikna kabiliyeti’ tek başına ortamı bulandırmaya yetiyor. İlk baş antrenörlük deneyiminde Marcus Camby’yi UMass saflarına katmak için yaptığı küçük (40 bin dolarlık) jestler, Derrick Rose’un SAT puanlarında oynama yapma noktasına vardığında ise Calipari’yi günümüz Amerikan sporlarının en ihtilaflı kişiliği statüsüne taşıyan dalgayla karşı karşıya geliyoruz. Bu dalganın bütün sporu esir alma tehdidine kavuşmak için gereksinim duyduğu -2008 ile 2010’da kıyısından döndüğü- somut başarıya ulaştığı 2012 sezonunun, Calipari modelinin çevresindeki paranoyayı zirve noktasına taşıması bu açıdan doğal karşılanmalı.

Yoğun bir karamsarlığın gölgesinde girilen 2013 sezonunda ise distopya filmlerindeki felaket sonrası sokaklara uyandığımızı söylemek zor. Ülkenin dört bir yanından en yakışıklı gençleri kampüse toplamayı sürdüren Calipari’nin takımının bu seneki başarısızlığı, geçen sezon birinci sınıf öğrencilerinin yarattığı tantanada gözden kaçırılan veteran katkısının önemini vurgularken şampiyonluk yarışı da uzun yıllardır olmadığı kadar fazla takımı barındırıyor. Her hafta güncellenen AP sıralamasında zirvenin neredeyse sekmeden el değiştirdiği, elit konferanslar dışından bir takımın (Gonzaga) ülkenin en iyisi olduğu yönünde ciddi argümanlar sunduğu bir sezon. Dört tane birinci dereceden şampiyonluk adayının vuruştuğu Big Ten konferansında ulaşılan basketbol seviyesi de ümit aşılıyor. Bunların yanında sezon başındaki Shabazz Muhammad davasını krize götürmek yerine kendisinden beklenmeyen bir açık görüşlülükle çözen ve düşük APR derecesinden (okulun atletik programlarına mensup olan oyuncu/öğrencilerin akademik durumlarını ölçen bir kriter) dolayı Connecticut’ı gözetime alarak işin eğitim boyutunu gelenek sahibi okullara da ceza verebilecek kadar önemsediğini gösteren NCAA komitesinin hali de gerçek olamayacak kadar güzel.

Cem Pekdoğru, 2013
4 Mart 2013 tarihli Evrensel Gazetesi'nde yayınlanmıştır.