Eylül 07, 2009

Ölürüm Sana

BÜYÜK BRİTANYA

İsrail, Bosna-Hersek, Çek Cumhuriyeti ve Büyük Britanya'dan oluşan eleme grubunda İsrail ön plana çıkıyordu ilk bakışta, fakat en dengeli grubuydu eleminasyon aşamasının. Dengeleri bozabilecek yegane şey, Britanya'nın NBA'deki temsilcilerinin turnuvaya ilgi göstermesi olabilirdi. Luol Deng, Ben Gordon ve Kelenna Azubuike gibi NBA'deki takımlarında önemli roller biçilen oyunculara sahip bir ulus aslında Büyük Britanya. Fakat bu oyuncuların hiçbirinin de Britanya basketbolunun ürünü olduğunu iddia edemiyoruz. Bu bir nevi gurbetçi futbolculardan tek başına Deng'in katılımı bile gruptaki dengeleri yerle yeksan etmeye yetti. NBA'de uzun süreli bir kariyer arayışındaki Pops Mensah-Bonsu da pota altında büyük maçlar çıkarınca, Britanyalılar gruptan İsrail'in önünde birinci olarak çıkmayı başardılar.


Daha önce bu seviyelerde hiç görmediğimiz ve basketbol muhabbetlerine girişi ancak "bir İngiliz centilmen olarak John Amaechi" şeklinde mümkün olabilen bir ülke için oldukça önemli bir gelişim son yıllarda izlemekte olduğumuz. Bu başarının biraz tepeden inme göründüğünü kabul ediyorum, ancak halkın ilgisinin uyarılması sonucunda tabandan tavana bir örgütlenmeye de önayak olabilir bu turnuva. Deng sakatlanmasaydı muhtemelen yanında Gordon'ı da getirecekti ve bu uyarma hadisesi daha güçlü olabilecekti tabii. Şu anda ise gruptaki diğer takımlarla rekabet içine girebileceğinden şüphe duyduğum bir kadro var ortada. Aslında Avrupa basketbolunda etkin uzunlara sahipler, fakat bu kısalarla hücumda büyük sıkıntı yaşanacağı aşikar.

Mensah-Bonsu dışında kadrodaki en güvenilir hücum silahları Robert Archibald, Andrew Betts ve Joel Freeland. Bu dört ismin ortak noktası pota altında oynamaları ve birbirlerinin sürelerinden bolca çalacak olmaları. Mensah-Bonsu'nun sağlık sorunlarının oynamasına ne kadar izin vereceği bir soru işareti. Takımın kamp sürecinde bulunamayan ve Houston Rockets ile imzaladıktan sonra ancak perşembe günü takıma katılabilen oyuncudan beklentiler yüksek. Pota altındaki diğer oyuncular genelde oyun bilgileriyle skora giderken, Mensah-Bonsu fundamental olarak o düzeyde olmasa da çok farklı bir atletizm özelliğine sahip... Bu da kadroya çeşitlilik katan önemli bir unsur Chris Finch için. Bu uzun rotasyonundan Betts dışında her birinin bizim milli takımımızda olmasını isterdim açıkçası. Kısalara gelince... Belçika'da oynayan Nate Reinking dışında pek gözüme batan bir oyuncu olmadı Efes Pilsen World Cup süresince. Reinking de sadece şut atan bir adam, fakat birçok maçta rakibin içeriye kapanması olasıyken önemli bir parça. Letonya maçında sol köşeden üst üste 4 tane falan üçlük göndermişti mesela. Beğendim... Diğerleri topu sorunsuz bir şekilde rakip sahaya getirmesini beklediğin vasat guardlar. Letonya maçının sonunda bunu bile yapamayınca ellerindeki maçı hediye etmişlerdi zaten. Zor olacak...

Yine de Britanya'da basketbolun da olduğunu herkese duyuracaklar en azından... 10 yıl sonra bu turnuvaya bakıp "İşte çocuklar, her şey böyle başladı" diyebilmeyi umuyorlar. Takip etmek lazım bu ülkeyi, fakat kısa vadede maçları kafa kafaya götürebilmeleri bile çok mümkün görünmüyor turnuvanın en sağlam grubunda. Sırbistan maçına bileniyorlar daha çok, fakat o kadar kötü günlerinde yakalayabilirler mi... Sanmıyorum. Bahisseverler müjde, Britanya'nın galibiyet almadan döneceğine 1/3 verenler mevcut. Ben evimi basardım. Ne yazık ki yasal değilmiş...

SIRBİSTAN

Bu oyunda bir ekol yaratabilmiş çok fazla ulus sayamıyoruz, bunlardan biri olarak Sırplar'ın son yıllarda A takım kategorisinde aldığı sonuçlar tatmin edici olmaktan çok uzak. 2001 ve 2002 yıllarında gelen Avrupa ve -tartışmalı- Dünya şampiyonlukları yeni yüzyılın başlarında kaldı. Özellikle 2005 yılını kimse hatırlamak istemiyordur, kendi evinde ancak 9. sıraya uzanabilmiş bir Sırbistan & Karadağ...


Dusan Ivkovic'in bu takımı ise yakın geçmişe sünger çekmek adına toplanmış çok güzel bir takım. Az önce yaş ortalamasını hesapladım mesela, sadece 22.6 çıktı. Bu yaş ortalaması dışında farklı olan başka şeyler de var. Soyunma odasında büyük egolar, sorunlu kişilikler yer almıyor uzun yıllar sonra ilk defa. Bir dönem NBA'den ve Avrupa'nın çeşitli liglerinden karmalarla milli takımı götürmeye çalışan Sırplar, takım kimyasını oturtmaya çalışırken yere çakılıyordu genellikle... Bu kadroda ise alt yaş kategorilerinden birbirlerine aşina bir oyuncu grubu var. Bir başka olumlu etkense, milli takımın performansında faktör olabilen basın tepkilerinden arındırılmış olması bu genç çocukların. Zira Dejan Bodiroga, Vladimir Radmanovic, Marko Jaric, Igor Rakocevic, Zeljko Rebraca, Dejan Tomasevic gibi ismi büyük oyuncuları biraraya getiren 2005 kadrosunun kaderi hafızalarda çok eski değil ve basın dışarıda kalan isimler üzerinden bir yıpratma politikasına da giremiyor. Girenler de pek kaale alınmıyor. Şu an Polonya'da bulunan kafilede en büyük isim tartışmasız olarak Dusan Ivkovic. Bütün takım kaptanları Nenad Krstic etrafında toplanmış vaziyette. Genelde bu sık kullanılan tabirle "kolej havası" formülü başarıyla sonuçlanır. Ivkovic de bu izlenimi sağlamlaştırmak adına, "düğününün ertesi günü milli takım kampına katılan kaptan" gibi imgeleri kullanmaktan çekinmiyor. Başarılı bir politika tabii... Ama Krstic de bambaşka bir adammış. Gerdekten apar topar milli takım kampına!

Alt yaş kategorilerinde birlikte oynadığından bahsettik bu oyuncu grubunun. Sadece U20 turnuvalarına bir göz atalım isterseniz son dönemdeki.

2006 İzmir: Şampiyon Sırbistan & Karadağ
2007 Nova Gorica: Şampiyon Sırbistan
2008 Riga: Şampiyon Sırbistan

Varşova'ya gelen kadro da bu üç turnuvadaki oyuncuların (matematik notu: 86-87-88 jenerasyonlarının) harmanlanmasıyla ortaya çıktı. 2007 turnuvasının en değerli oyuncusu Milos Teodosic burada, 2008 turnuvasınınki Miroslav Raduljica da burada. İzmir'e dönecek olursak, orada bildiğimiz gibi MVP ödülü Ersan İlyasova'ya gitmişti. Ancak bu takımın en iyi parçası olan Nikola Pekovic de Karadağ'a kaybedildi. Bu üç jenerasyondan verilen tek firenin de Pekovic olduğunu söyleyebiliriz. Büyük de bir fire tabii. Oradaki boşluğu kapatmak için de 83 jenerasyonundan Krstic yardıma çağrıldı. Özellikle New Jersey Nets döneminde ilk beşin değişmezi olarak dikkat çekmişti, geçen sezon kalabalık OKC Thunder rotasyonunda ise aynı tadı vermekten uzak görünse de çok önemli bir uzun. Yedeği Kosta Perovic geçmişine bakılınca sorun çıkarmaya en müsait çocuk gibi, yine de akıllanmış olduğunu tahmin ediyorum eskiye nazaran. Teodosic-Tripkovic-Tepic arka alanı birbiriyle oynamaya çok alışık ve rakipler için çok tehlikeli bir bağlantı. 4 numarada kadronun en genç ismi olan 89 doğumlu Milan Macvan yedekten gelecektir muhtemelen. Fakat ilerleyen maçlarda rolü yeniden gözden geçirilebilir. Zoran Erceg'in varlığında kadroya girmesine pek ihtimal verilmiyordu. Ivkovic bu cesur kararının karşılığını alacak diyebilirim, Macvan'ın potansiyeline inanan biri olarak. Lietuvos Rytas guardı Bojan Popovic de kadroya kolluk kuvveti olarak dahil edilen bir başka 83 doğumlu. Lietuvos Rytas guardı aynı zamanda Dusan Kecman kesildikten sonra kadrodaki en yaşlı oyuncu olma özelliğine de sahip.

Daha fazla detaya girmeyelim fakat kadrodaki diğer isimler de çok sıkı çocuklar. Herkesin altyapı muhabbetlerinde adını an az bir kez duyduğu isimlerden oluşuyor kadro. Bilhassa Uros Tripkovic ve arka alanda 3T teknolojisini oluşturan diğerlerinden beklentim büyük. C ve D gruplarını kombine düşününce, buradan çeyrek finale kapağı atacak dört takımdan biri olacaklarına inanıyorum bu sefer. Sonrasını bekleyip görmek lazım...

İSPANYA

Her turnuvada bir "Ölüm Grubu" varsa, Polonya'daki Azrail de bunlar işte. Adıyla bile şampiyonluk adayı olan doğal favorilerin çoğunluğu birkaç önemli oyuncusundan yoksun geliyor buraya. İspanya ise sanki finalde Redeem Team'i zorladığı Pekin'den bile daha kuvvetli durumda. Şampiyonluklarına engel olabilecek handikaplar arayacak oluyorsunuz, kadrodan kesinlikle ekmek çıkmıyor. Söylenecek ilk söz, son beş Avrupa şampiyonasında üç gümüş, bir bronzu olan ülkenin tarihi boyunca altına ulaşamamış olması bu turnuvada. 2006'da Dünya şampiyonluğunu kazandıkları için tam anlamıyla loser bir takımdan bahsedemiyoruz, fakat yine de özellikle kendi evlerinde kaybettikleri 2007 finali onlar için hala yıpratıcı bir psikolojik etmen. İşler kötüye gittiğinde, finalde seri yendiğinde J.R. Holden'ın o şutu aklına gelecektir herkesin ister istemez.


Bir başka olumsuzluk olarak da coach konusunda sağlanamayan istikrarı verebiliriz. Lolo Sainz sonrası dönemde başarılara rağmen aynı isimle devam etme konusunda sıkıntılar yaşayan İspanya'da geçen yaz gelen Olimpiyat gümüşü sonrasında bir bayrak değişimi daha yaşandı. Özellikle Tau Ceramica ve Unicaja Malaga'da yaptıklarıyla büyük saygınlık kazanan, benim de çok beğendiğim bir coach esasen Sergio Scariolo. Tabii elde çok kapasiteli bir takım var ve Güvenç Kurtar'ın konu hakkındaki yorumuna katılmamak elde değil: "İspanya'yı şampiyon yapmak kolay, gel bir Türk takımını yap da görelim." Buna rağmen milli takımda bir kulüp takımı ambiyansı yaratmak için oyuncu kadrosundaki istikrar kadar buradaki istikrar da önemli. Sadece turnuva öncesinde kısıtlı bir zaman diliminde bazı şeyleri oturtmak çok kolay değil. Gerçi milli takımımıza dönüp bakınca şunu da ifade etmeliyiz ki bu istikrar ortamını yaratmadan önce seçilmiş ismin isabetinden de emin olmak gerekir. Neyse kadroya gelelim. Yedek oyun kurucu Raul Lopez'in yerine Jose Calderon'u koyduğunuz zaman, bir Avrupa ülkesinin biraraya getirebileceği en yetenekli oyuncu grubuyla karşılaşıyoruz sanırım. En azından benim yetişebildiğim yıllar için bunu söyleyebiliriz, çok iddialı olmayacaktır. (Yaşım 21, yükselenim Terazi.)

Pekin'e göre 1 yaş daha olgunlaşmış bir Ricky Rubio, tam mesai geçirilen 1 NBA yılı kadar daha tecrübe kazanmış bir Marc Gasol var mesela. Bu yaz Portland Trail Blazers tarafından seçilen 88 doğumlu bir Victor Claver var, Berni Rodriguez'den daha anlamlı olacaktır kadroda. Gerçi o da rolünün hakkını veriyordu ya neyse... Daha sağlıklı olmasını beklediğim, Real Madrid motivasyonuyla milli takımda farklı oynayabilecek bir Jorge Garbajosa da var. Zaten çekirdek kadrodan bahsetmeme pek gerek yok. Carlos Jimenez'in 10 numaralı formasını başka bir oyuncunun sırtında görmek de ilginç olacak, fakat Rubio-Navarro-Fernandez üçlüsünü sahada birarada gördükten sonra kolay unutabiliriz bence. Kamp döneminde de en sıkıcı gelişme Pau Gasol'ün sakatlık durumuydu herhalde. Tedavi sürecini olumlu geçirdiği ve turnuvanın ilk gününde hazır olabileceği konuşuluyor. Burada Scariolo'yu önemli bir tercih bekliyor. Pau'yu grup maçlarında tamamen olayın dışında tutacağını sanmıyorum. Hem Pau'nun turnuvaya ısınması için, hem de takımda taşların yerine oturması için rotasyonda belli bir dakika bulması gerekir bence. Fakat burada sınırları doğru çizmek, takımın ihtiyacı olsa bile ilk bölümde Pau'yu fazla zorlamamak bu yoğun takvimli turnuvada ilerleyen dönemde Scariolo'ya olumlu bir şekilde geri dönecektir. Bu konuda Kerem Yılmaz’ın söyleyeceği şeyler de vardır elbet…

Bundan iki sene önce İspanya'da olduğu gibi yine en güçlü takım olarak geliyorlar, bu sefer makasın kolları daha açık gözüküyor. Aslında bir rehavet durumu da söz konusu olmuyor İspanyollar'da pek fazla. Fakat geçen turnuvadaki Rusya örneğinde olduğu gibi, finale gelen diğer takım 'bir tarih yazıyorum' havasına girip ekstra motivasyon yaratabiliyor. İspanya kendi evinde oynarken bile buna cevap veremedi ve finali grup maçı havasında oynadı. Tabii orada galibiyet bekleyen binlerce insanın soluğunu hissederek oynamanın da zorlukları olmuştur. Bu çerçeveden bakacak olursak 2007'de bir tiyatro oyunu sahneye koymuşken, bu sefer bir uzun metraj çekiyorlar diyebiliriz. Bu seferki görece kolay bir iş olacak... Ağır favoriler. Altın almayacakları tezini desteklemek için yukarıda saydıklarım da kimseyi tatmin etmemiştir muhtemelen. Hem Murat Kosova da Polonya'da değilmiş.

SLOVENYA

Alışıldığı üzere yine oldukça yetenekli bir kadroyla geliyor Slovenya. Aslında hazırlık sürecinin başlangıç evresinde otoritelerin altın için ciddi aday olarak gösterdiği bir takımdı aynı zamanda. İspanya'nın panzehrinin eski milli oyuncu Jure Zdovc'un elinde olduğunu iddia edenler bile vardı. Ancak önce Sasha Vujacic'in kendisini kamptan kovdurması, sonra da turnuvaya birkaç gün kala Beno Udrih'in sakatlanarak kadrodan çıkarılmasıyla bir kalite düşüşü ortaya çıktı. Ales Pipan'dan görevi devralan, oyunculuğunda kısa bir dönem Tofaş'ta da forma giymiş Zdovc savunmaya ağırlık vermesiyle tanınan bir coach ve takımın uyum sürecini ne ölçüde atlatabileceği belirleyici olacak.


Aslında Pipan'ın takımı da savunmasıyla ön plana çıkan bir takımdı, hatta İspanya'da rakiplerinin 70 sayının üzerine çıkmasına izin verdikleri de pek görülmedi. Lakovic-Nesterovic ikilisini yakalamış olmalarına rağmen, o kadro olabilecek en iyi Slovenya kadrosu olmaktan bir hayli uzaktı ve beklentiler de olabildiğince aşağıdaydı. Buna rağmen turnuvanın ilk bölümünde en sürpriz performans onlardan gelmişti. Son 2 dakikaya 12 sayı önde girdikleri Yunanistan maçını vermeleri ise kelimenin tam anlamıyla bir şoktu. Zaten son yıllara bakıldığında da her turnuvaya "dark horse" adayı olarak gelen, ancak olmadık yerlerde takılan bir Slovenya görmeye alışığız. Bu tablo, İstanbul'da Türkiye galibiyetiyle başladıkları şampiyonayı 13. sırada bitirirken de farklı değildi. Bu seneki geniş oyuncu havuzu ise birçok takımın eksik geldiği bu turnuvada gerçekten bir şeyleri başaracağa benziyordu. Rasho Nesterovic, Sani Becirovic gibi eksikler kabul edilebilirdi, fakat Beno-Sasha ikilisi çok büyük bir derinlik anlamına gelebilirdi. Udrih'in sakatlığı daha önce gerçekleşmiş olsa, Zdovc'un bizim makineyi bu kadar kolay defterden silebileceğini sanmıyorum. Fakat kendisinin açıklamaları da sakatlık sebebiyle Vujacic'in takımla yeteri kadar birlikte olamadığı ve ortama adaptasyonu sağlayamadığına dayanan makul açıklamalar... 7 yıldır milli formaya uzak olan Sasha, Zdovc görevde kaldığı takdirde bir süre daha bu özlemini sürdürecek gibi.

Bu eksiklere rağmen halihazırda gayet sağlam bir kadro var. Tek ve büyük sıkıntı oyun kurucu bölgesinde olacağa benzer. Bu pozisyonda Zdovc'un Jaka Klobucar'a güvendiğini söyleyenler var, fakat Udrih'in sakatlığı öncesinde Klobucar'ı kesen de yine Zdovc olmuştu. Goran Dragic'in Avrupa basketbolunda daha ziyade 2 numara için uygun olduğunu düşünüyorum. Fakat hangi pozisyonda oynayacak olursa olsun, Zdovc'un sisteminde büyük iş görecektir. En büyük silahlarından biri savunması olan bir basketbolcu olarak, geçen sezonu savunma yapmayan bir takımda geçirmesi onun adına şanssızlıktı. Steve Kerr'ün beklentilerini de tam olarak karşılayabildiğini düşünmüyorum, inişli çıkışlı bir sezon geçirdi. Burada kendini bulacaktır aslan parçası... Jaka Lakovic de kadroda, ama onu da klasik bir oyun kurucu olarak tanımlamak pek kolay değil. Erazem Lorbek, Uros Slokar, Primoz Brezec ve son dönemde yaşadığı sakatlıklardan sonra eski fromunda gözükmese de takımın net lideri Matjaz Smodis'ten oluşan, içeriden olduğu kadar dışarıdan da etkili uzun rotasyonu hiç şüphesiz Slovenler'in en güçlü olduğu bölge. Hatta eski dostlardan Jurica Golemac da burada olacak, çok fazla süre bulacağını sanmıyorum yine de. Onun gibi tecrübesiyle saha içinde ve dışında takıma yardımcı olacak bir diğer tanıdık isim de Goran Jagodnik. Efes Pilsen'in yeni transferi Bostjan Nachbar'ı yedekleyecek eski toprağın benchin skor dağılımından da önemli bir pay almasını bekleyebiliriz. Gasper Vidmar'ın neden Polonya'da olmadığını az çok çıkarabiliyorum da Emir Preldzic takımdan kesildi mi, yoksa Omri Casspi gibi o da bir kariyer tercihi mi yaptı emin değilim. Ama geniş kadroda onun da olduğunu hatırlıyorum gibi... Domen Lorbek'in, Samo Udrih'in olduğu yerde bu çocuk bir coach tercihi sebebiyle dışarıda kalıyorsa, o tercihi yapanı da sorgulamak gerek. Soyadı Preldzic diye mi yani?

Kadro muhabbetini uzun tutmuşuz, bir an önce nihayetlendirelim. Elindeki yeteneklerden maksimum düzeyde faydalanamadığını biliyoruz bugüne kadar Slovenya'nın. Yine öncekilere benzer bir yetenek yığınıyla karşı karşıyayız. Geçen turnuvada iyi bir kimya oluşturduklarını, savunmayı oturttuklarını görmüştük. Bu sefer de Theo Papaloukas'ın clutch performansına cevap bulamamış ve 7. sıra ile yetinmişlerdi. Bu resme uyan bir turnuva mı olacak, yoksa sonunda zincirlerini kırmayı başarabilecekler mi? Zemin müsait gözüküyor, grup zor olsa da çaprazla kombine düşününce çeyrek finale uzanmaları beklenebilir. Sonrasını izleyip göreceğiz. Bahisseverler uzak dursun.

Nekst: D Grubu

Cem Pekdoğru, 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder