1988 yılında Avusturya’da herkes,
Thomas Bernhard’ın yazdığı Heldenplatz oyununu
konuşuyordu. Basına sızan repliklere göre Bernhard yine yapacağını yapmış;
Avusturya’nın kıvanç kaynağı Burgtheater’nın yüzüncü yaşını onurlandırması
gereken bir oyunu, yaşam boyu süren nefretinin son perdesi olarak kullanmıştı.
Bernhard’ın güçlü romanları gibi, Heldenplatz
da çok geçmeden sahnesinin sınırlarını aşarak sokağa taştı. Doğduğu topraklar
üzerinde hüküm süren devletle, kendi çocuklarını mahveden Avusturya ile
hesaplaşmasını sürdürüyordu Bernhard. Karakterlerinden biri, sahneden şöyle
seslenecekti: “Bu zavallı, hakları ellerinden alınmış insanlara kalan tek şey
tiyatrodur. Avusturya’nın kendisi bir sahneden ibarettir.”
Viyana’nın mütevazı futbol sahnelerinde,
Burgtheater’nın ihtişamından eser yoktu. 22. Bölge’de doğup büyüyen David Alaba,
mahallesinin takımındaki yıllarının ardından Austria Wien’e geçtiğinde
yeteneklerinin daha büyük bir sahneyi talep ettiği aşikârdı. Bir gün
Almanya’dan gelen misafirleri ona Allianz Arena’nın parlak ışıklarını
vadettiğinde henüz on altısındaydı. Werner Kern ve Tiger Gerland, onda eski
öğrencilerinden izler görmüşlerdi: Lahm’ın itidalini, Schweinsteiger’in
özgüvenini ve belki Kroos’un sarsılmazlığını...
***
2013’ün Ağustos ayında, Pep
Guardiola yeni takımıyla ilk büyük finaline çıktığında Alaba çoktan sol bek
pozisyonuna adını kazımıştı. Maçı seri penaltı atışlarına götüren golün ortası
da onun ayağından çıkmıştı. Ne var ki Pep’in görevdeki ilk ayında Bayern, kullandığı
beş penaltının yalnızca üçünü gole çevirebilmişti. Yeni öğrencilerinin
karşısındaki ilk sihirbazlık numarasına hazırlanan Guardiola, orta yuvarlakta
büyük bir küme oluşturdu ve oyuncularına bu kümenin en dış halkasındaki bir
karaltıyı işaret etti: “Ben nasıl penaltı kullanılacağını bilmem, hayatım
boyunca hiç kullanmadım. Ama dünyanın en iyi penaltıcısı şu anda aramızda...
Sutopu da futbol gibidir, her beş penaltıdan sadece dördü hedefi bulur. Manel
Estiarte, İspanya’nın en iyi sutopçusuydu ve kariyeri boyunca hiç penaltı
kaçırmadı.”
Pep, kişisel asistanı Manel’in
iki altın kuralını oyuncularıyla paylaştıktan sonra, penaltıcıları ve vuruş
sıralarını belirlemeyi takıma bıraktı. İlk gönüllü olarak öne çıkan Alaba’nın
yanına gitti ve sırtını sıvazladı.
Alaba ise cesur bir şey yaptığını
düşünmüyordu. Eli kendiliğinden havaya kalkmıştı neredeyse. İki sezon önce
Mönchengladbach ve Real Madrid eşleşmelerinde yaptığı gibi, topu eline alan ilk
oyuncu olacak, penaltı noktasına dikecek ve –belli ki ona işlemeyen sahne
ışıklarının altında– anın gerektirdiği irtifaya öylece sıçrayacaktı. Ter
Stegen, Casillas ya da Cech... Gerisinin önemi yoktu.
***
2012’de milli takım kampını
ziyaret eden Tirol Eyalet Başkanı Günther Platter, genç yıldız adayıyla
tanıştırıldığında birden İngilizce konuşmaya başlamıştı. Kulağa Bernhard romanlarından
fırlamış bir politikacı gibi geliyor, değil mi?
Marcel Koller’in Türkiye ile
oynanan hazırlık maçı için seçtiği 23 kişilik kadroda sekiz göçmen çocuğu yer
alıyordu. Tıpkı komşusu Almanya gibi, mütemadiyen, “her şeye kadir” bir Fußballgott arayışında olan Avusturya, tanrısını
da bu göçmen çocukları arasında buldu. Bununla birlikte Alaba’nın sahaya
getirdiklerinin Avusturya futbolunun bugününü, Arnautovic’in merasimli
driplinglerinden, Baumgartlinger’in sağlamcı paslarından daha iyi imlediği
düşünülebilir. Sezonun büyük bölümünü stoper ve sol bek mevkilerinde geçirmiş
olsa da, Guardiola’nın sahayı yenilikçi bir biçimde kulvarlara ayırıp beklerine
teslim ettiği “iç kanallar” sayesinde üç senedir epey merkezi bir role oturdu
ve böylelikle Fransa’nın provasını yapma imkanı da buldu. Kahramanlar
Meydanı’na salıverilecek bu garip “tanrı” rolünü oynamak için öne çıkan ilk
aday da oydu zaten. Her zaman olduğu gibi. Rolün gerektirdiği irtifa onu hiç
huzursuz etmeyecek.
Cem Pekdoğru, 2016
Socrates Dergisi'nin Haziran 2016 sayısının Euro 2016 ekinde yayınlanmıştır.
(Sayı: 15, 20 Genç Yıldız 20 Genç Yazar)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder