Haziran 20, 2016

David Alaba: Sıçrayış


1988 yılında Avusturya’da herkes, Thomas Bernhard’ın yazdığı Heldenplatz oyununu konuşuyordu. Basına sızan repliklere göre Bernhard yine yapacağını yapmış; Avusturya’nın kıvanç kaynağı Burgtheater’nın yüzüncü yaşını onurlandırması gereken bir oyunu, yaşam boyu süren nefretinin son perdesi olarak kullanmıştı. Bernhard’ın güçlü romanları gibi, Heldenplatz da çok geçmeden sahnesinin sınırlarını aşarak sokağa taştı. Doğduğu topraklar üzerinde hüküm süren devletle, kendi çocuklarını mahveden Avusturya ile hesaplaşmasını sürdürüyordu Bernhard. Karakterlerinden biri, sahneden şöyle seslenecekti: “Bu zavallı, hakları ellerinden alınmış insanlara kalan tek şey tiyatrodur. Avusturya’nın kendisi bir sahneden ibarettir.”

Viyana’nın mütevazı futbol sahnelerinde, Burgtheater’nın ihtişamından eser yoktu. 22. Bölge’de doğup büyüyen David Alaba, mahallesinin takımındaki yıllarının ardından Austria Wien’e geçtiğinde yeteneklerinin daha büyük bir sahneyi talep ettiği aşikârdı. Bir gün Almanya’dan gelen misafirleri ona Allianz Arena’nın parlak ışıklarını vadettiğinde henüz on altısındaydı. Werner Kern ve Tiger Gerland, onda eski öğrencilerinden izler görmüşlerdi: Lahm’ın itidalini, Schweinsteiger’in özgüvenini ve belki Kroos’un sarsılmazlığını... 

***

2013’ün Ağustos ayında, Pep Guardiola yeni takımıyla ilk büyük finaline çıktığında Alaba çoktan sol bek pozisyonuna adını kazımıştı. Maçı seri penaltı atışlarına götüren golün ortası da onun ayağından çıkmıştı. Ne var ki Pep’in görevdeki ilk ayında Bayern, kullandığı beş penaltının yalnızca üçünü gole çevirebilmişti. Yeni öğrencilerinin karşısındaki ilk sihirbazlık numarasına hazırlanan Guardiola, orta yuvarlakta büyük bir küme oluşturdu ve oyuncularına bu kümenin en dış halkasındaki bir karaltıyı işaret etti: “Ben nasıl penaltı kullanılacağını bilmem, hayatım boyunca hiç kullanmadım. Ama dünyanın en iyi penaltıcısı şu anda aramızda... Sutopu da futbol gibidir, her beş penaltıdan sadece dördü hedefi bulur. Manel Estiarte, İspanya’nın en iyi sutopçusuydu ve kariyeri boyunca hiç penaltı kaçırmadı.”

Pep, kişisel asistanı Manel’in iki altın kuralını oyuncularıyla paylaştıktan sonra, penaltıcıları ve vuruş sıralarını belirlemeyi takıma bıraktı. İlk gönüllü olarak öne çıkan Alaba’nın yanına gitti ve sırtını sıvazladı.

Alaba ise cesur bir şey yaptığını düşünmüyordu. Eli kendiliğinden havaya kalkmıştı neredeyse. İki sezon önce Mönchengladbach ve Real Madrid eşleşmelerinde yaptığı gibi, topu eline alan ilk oyuncu olacak, penaltı noktasına dikecek ve –belli ki ona işlemeyen sahne ışıklarının altında– anın gerektirdiği irtifaya öylece sıçrayacaktı. Ter Stegen, Casillas ya da Cech... Gerisinin önemi yoktu.

***

2012’de milli takım kampını ziyaret eden Tirol Eyalet Başkanı Günther Platter, genç yıldız adayıyla tanıştırıldığında birden İngilizce konuşmaya başlamıştı. Kulağa Bernhard romanlarından fırlamış bir politikacı gibi geliyor, değil mi?

Marcel Koller’in Türkiye ile oynanan hazırlık maçı için seçtiği 23 kişilik kadroda sekiz göçmen çocuğu yer alıyordu. Tıpkı komşusu Almanya gibi, mütemadiyen, “her şeye kadir” bir Fußballgott arayışında olan Avusturya, tanrısını da bu göçmen çocukları arasında buldu. Bununla birlikte Alaba’nın sahaya getirdiklerinin Avusturya futbolunun bugününü, Arnautovic’in merasimli driplinglerinden, Baumgartlinger’in sağlamcı paslarından daha iyi imlediği düşünülebilir. Sezonun büyük bölümünü stoper ve sol bek mevkilerinde geçirmiş olsa da, Guardiola’nın sahayı yenilikçi bir biçimde kulvarlara ayırıp beklerine teslim ettiği “iç kanallar” sayesinde üç senedir epey merkezi bir role oturdu ve böylelikle Fransa’nın provasını yapma imkanı da buldu. Kahramanlar Meydanı’na salıverilecek bu garip “tanrı” rolünü oynamak için öne çıkan ilk aday da oydu zaten. Her zaman olduğu gibi. Rolün gerektirdiği irtifa onu hiç huzursuz etmeyecek.

Cem Pekdoğru, 2016
Socrates Dergisi'nin Haziran 2016 sayısının Euro 2016 ekinde yayınlanmıştır.
(Sayı: 15, 20 Genç Yıldız 20 Genç Yazar)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder