2011 NBA Draft bu gece New Jersey'de, Prudential Center'da gerçekleşecek. İlk sıralardan seçilmesi muhtemel Türk basketbolcu Enes Kanter'in nereye gideceği de merak konusu. Peki kim, hangi sıradan, kimi seçecek? Cem Pekdoğru tahminlerini yazdı.
1. Cleveland Cavaliers - Kyrie Irving, Duke
Kesinlikle güvenli bir seçim değil, ancak bu sınıfta makul olan Irving'i seçmek. Kimileri Williams'ın daha çok şey ispatladığını savunup, buradan Arizona power forvetinin seçilmesini bekliyor. Williams'ın kolej kariyerinde ispatladığı bir şey varsa, o da top pick malzemesinin yakınından bile geçmediği.
2. Minnesota Timberwolves - Derrick Williams, Arizona
Kahhhnnnnn! Aslında tam öyle değil. Genel menajer David Kahn bu hakkı pazarlamak adına yoğun çalışıyormuş. Gerçi kimi takımların kapısını çalıp olmayacak tekliflerde bulunuyormuş ama bu dünyada 'isteyenin bir yüzü kara' durumu popülerdir zaten. Kimse Kahn tarafından kazıklanmak istemez, bu herhangi bir hatadan daha çok acıtır şüphesiz. Bir yandan da Minnesota'nın bu girişimleri Williams'ın birinci sıradan seçilmesi ihtimaline karşı yürüttüğü söyleniyor. Williams için belli ki birçok takımın ümidi var, o yüzden herkes için sürpriz olacak bir draft günü takası da yaşanabilir. Fakat normal şartlarda Minnesota'nın bu sıradan Williams'ı seçmesi, daha sonra da Michael Beasley veya Kevin Love'ı manasız bir takasla göndermesi beklenir.
3. Utah Jazz - Enes Kanter, Kentucky
Utah hesabı temizledi ve işe sıfırdan başlama eğiliminde. Her ne kadar adları daha önce All-Star tartışmaları için geçmiş olsa da, Al Jefferson ve Devin Harris'in bir yeniden yapılanma sürecinde elde bulundurulması istenecek oyuncular olmadığını düşünüyorum. Kevin O'Connor da takımda dokunulmaz bir oyuncu olmadığına dair yaptığı son açıklamayla beni desteklemiş. Ben en azından Paul Millsap'i bir kenara ayırırdım, yine de bu beni 5 numara olarak kullanacağım Enes'i seçmekten alıkoymazdı.
4. Cleveland Cavaliers - Jonas Valanciunas, Litvanya
Hem Enes'in, hem de Williams'ın tahtadan silinmesiyle Cleveland'ın bu hakkı Knight'ın olası talipleri için pazarlayabileceğini düşünmek çok abes değil. Dönem dönem bu gece Cleveland adına karar vereceklerin Valanciunas'ı yetenek olarak Enes'ten yukarıda konumlandırdıklarını okumuşken, sadece gelecek sezon oynama ihtimali tehlikede diye geri adım atmaları hayli saçma geliyor. Ne yani, bu sene hazır bir parça alınca şampiyon mu olacaksınız? NBA'de bir sezonluk bir beklemeden çekinmesi gereken en son takım olabilir Cleveland. Seviyorsanız seçin bence. Zor bir kontrat ama geçmişte oyuncu istediği takdirde bu kontratların çok kolay bozulabildiğini gördük. Okuduklarıma göre de 2012-13 sezonunda oynaması tehlikede değil.
5. Toronto Raptors - Brandon Knight, Kentucky
Toronto belki de franchise tarihinin en yerinde kararlarından birini alıp Dwane Casey'yi başa getirdi. Sam Mitchell ve Jay Triano sonrasında esaslı bir yükseltgenme. Hala şampiyonluk rüyaları görmesi çok uzak bir takımdan bahsediyoruz. Hatta "Önümüzdeki 30 yılda hangi takım şampiyon olamayacak?" bahsi açılmıştı bir yerde. Ya da geyikti. Yine de başlamak için güzel bir hamle. Takıma oturtacağı savunma karakteri için zaman kaybetme lüksü yok, çünkü kariyerinin geri kalan kısmında hiç savunma yapmamış bir sürü oyuncu var. Knight doğrudan bu amaca hizmet etmiyor ancak pas geçilemeyecek kadar büyük yetenek olarak ellerine kaldı bu senaryoda. Onlar da pas geçmeyeceklerdir.
6. Washington Wizards - Jan Vesely, Çek Cumhuriyeti
Dün Max Ergül'ün açıklamalarını dinledikten sonra bu draft sonucunda Washington'ın Enes'in yeni adresi olacağını düşünmeye başladım. Bir garanti aldıkları açık, Enes de orayı istiyor. Flip Saunders'ın yerine John Calipari'nin geçmesi de an meselesi herhalde. Saunders ile başarıya gitmeleri de Calipari'nin repütasyonuna yeni boyut katar. Enes için Wolves'un hakkına göz diktiklerini düşünüyorum. JaVale McGee ve #18 paketiyle işi halletmeye çalışacaklardır, olmazsa teklifi yükseltip bu sırayı sunacaklarından emin değilim. Bir ihtimal Washington bu seçimi başka bir takım için yapıyor olabilir. Kendileri için seçerlerse Vesely'den gördüklerini beğenmişe benziyorlar bu yüzden Leonard'ı seçmelerinden daha olası.
7. Sacramento Kings - Kemba Walker, Connecticut
Maloof Biraderler'in ortalığı karıştıracakları yer burası. San Antonio'nun bu sıra için Tony Parker'ı önerdiği dedikodusu ajansımıza son düşenlerden. Sırtı konusunda red flag söylentileri dolaşan Biyombo, Buford-Popovich ikilisinin beğenecekleri tarzda bir eleman olabilir. Sacramento'nun ilk beklentisi oyun kurucu pozisyonunu, Tyreke Evans'ın stiline uyum gösterebilecek tarzda bir oyuncuyla kapatmak. Raymond Felton için bastırdıklarını okuyoruz, ihtiyaçlarını bu zayıf draft yerine FA pazarı yoluyla doldurmak istemeleri mantıklı. Tahminim bu sıradan seçilen oyuncunun soluğu başka bir takımda alacağı yönünde. Geri kalan her şey için Kemba Kart.
8. Detroit Pistons - Kawhi Leonard, San Diego State
Tristan için de hisler beslediklerini biliyorum. Ancak Greg Monroe'nun yanı için çok yakışıklı bir parça olmayabilir. Hiçbir oyuncuyu John Kuester dönemindeki performasıyla yargılamak istemem ancak Austin Daye'in yakaladığı fırsatlarda çok istikrarsız bir görüntü çizdiği ortada. Bir süredir gün sayan Tayshaun Prince'i de hesaba katarsak, 3 numara pozisyonunun öncelikli ihtiyaç noktası olduğunu düşünebiliriz. Leonard'ı seçerler, bu sıradan daha kötüsünü de yapabilirlerdi.
9. Charlotte Bobcats - Bismack Biyombo, Kongo
Larry Brown dönemi sonrası sendromları atlatma peşindeki bir başka takım, bu sıradan kötü bir seçimi daha kaldıramayabilirler. 9. sıra seçimiyle franchiseın kaderini değiştirmek istiyorlarsa bu doğru sene değil. Yine de hemen katkı sağlayacak bir oyuncuya ihtiyaç duyuyorlar, bu sebeple risksiz bir seçime gitmeleri daha makul karşılanabilir. Her ne kadar koçluğa Paul Silas'ı, genel menajerliğe de Rich Cho'yu getirerek geçmişin izlerini silme konusunda fena olmayan bir adım atmış olsalar da Bobcats’e uyan Biyombo'yu bulmuşken sorgusuz sualsiz üzerine atlamaları. Sonra Biyombo'nun sakatlıklar nedeniyle Diop kadar bile oyuncu olamaması. Kaderlerinin değişip değişmediğini göreceğiz.
10. Milwaukee Bucks - Jimmer Fredette, BYU
Geçen hafta boyunca pazarlandığı konuşulan bir seçim daha. John Hammond'ın takımın temel parçalarından memnun olduğu ve geçen seneki başarısızlığı sakatlık belasına atfettiği konuşuluyor. Geçen yaz elde gerçekten iyi bir çekirdek varken yapılan hamlelerin birinden dolayı pişmanlık duyuyorlar ve Corey Maggette'nin kontratını itelemek en büyük hedefleri. Ancak bu sırayı kullanma konusunda da hiç hevesli değiller. İddialardan biri de Utah'ı geride bırakmak için Indiana'ya Brandon Rush karşılığında verebilecekleriydi bu sırayı. Aşağıda Fredette'i isteyen birçok takım var. Kişisel sebepler. Bazıları yeteneğine de inanıyor olabilir gerçekten.
11. Golden State Warriors - Klay Thompson, Washington State
Daha önce ikinci turun başlarından gitmesini beklediğim Klay'in buralara kadar çıkmasının baş sorumlusu, lokavt kokusunu alıp erken profesyonellik kararlarından vazgeçen önemli yetenekler pek tabi. Yine piyasasını yükseltenler içinde Golden State’e danışmanlık yapmaya başlayan Jerry West de var. Yeni koç Mark Jackson'ın da yorumculuk kariyerinden bir çıkarım yapmamız gerekecekse, takas edilme ihtimali konuşulan Monta Ellis gibi hücumun büyük bir kısmını üstüne yıkabileceği bir oyuncuyla devam etmesi beklenebilir fakat belli ki karar mekanizmasında hiçbir zaman ilk söz sahibi olmayacak. West çok ağır blöf yapmıyorsa, Klay'in seneye de Pasifik'ten çok uzaklaşmayacağını öngörebiliriz.
12. Utah Jazz - Chris Singleton, Florida State
Utah yeniden yapılanmaya girerken, en derin boşluk kanat pozisyonunda gözüküyor. 2 numara için düşünebilecekleri Burks gibi yakışıklı bir isim de hala seçilmiş değil, ancak sözleşmesi sona eren Kirilenko'nun görevleriyle donatılabilecek ve Gordon Hayward'ın yanına iyi gidecek savunmacı bir 3 numara da iş görür. Fredette ihtimalini kovalayabilirler yine de.
13. Phoenix Suns - Tristan Thompson, Texas
Aslında Burks'ün tahtada daha aşağı kaymasını istemiyorum. Genel menajer olsam çok özel durumlar dışında ihtiyaca göre değil, yeteneğe göre seçim yapardım. En kötü ihtimalle elinde takas malzemesi olarak tutarsın. Ama NBA'de işler böyle yürümüyor. Vince Carter'ın salıverilmesi gündemde. Bu hareketten sonra dahi Jared Dudley, Grant Hill, Mickael Pietrus ve Josh Childress'tan oluşan, yeniden yapılanma yolunda bir takım için hayli kalabalık bir 2-3 rotasyonu kalacak. Bu yüzden de Tristan'la güvenli bir tercih yapabilirler. Lon Babby de hiçbir şekilde Nash-Gortat ikilisinin takasa açık olmadığının altını çizdi.
14. Houston Rockets - Nikola Vucevic, USC
Uzun portföyünün sınırlı olduğu bu sınıfta, Karadağlı ismin piyasasının artması şaşırtıcı değil. Yöneticiler bir kumar oynayacaksa, bunun en azından bir uzun kazanmak için olmasını tercih ediyorlar. Houston'ın ihtiyaçları da bunu gerektiriyor. Yao Ming’le ne yapacakları belli değil. Chuck Hayes bile özlenebilir yuvadan uçacak olursa. Daryl Morey'nin yine uzun rotasyonu konusunda umutsuzluğa kapıldığı birer günde takıma getirdiği Hasheem Thabeet ve Jordan Hill de henüz kimseyi ikna etmiş değil. Esaslı yeteneklerin çoğu kapılmışken böyle bir tasarrufta bulunabilirler.
15. Indiana Pacers - Alec Burks, Colorado
2-3 rotasyonlarına yeni bir parça istiyorlar. Şanslılar ki Burks hala seçilmemiş.
16. Philadelphia 76ers - Marcus Morris, Kansas
Bu kadar gürültüden sonra Andre Iguodala seneye geri dönecek gibi görünmüyor, yerine ikizlerden SF hamuru olanı oturtabilirler. Bence işler yolunda gitmez ve Marcus yıllar sonra iyi bir kolej oyuncusu olarak hatırlanır.
17. New York Knicks - Marshon Brooks, Providence
Jonny Flynn için Toney Douglas'ı önerdiklerine göre -belki biraz da sakatlık sebebiyle- FSU mezunundan ümidi kesmişler. Oraya Brooks'u oturtabilirler, Mike D'Antoni sisteminde de bayağı top gelecektir.
18. Washington Wizards - Jordan Hamilton, Texas
Kadroda herkese yetecek kadar yer var: Best Player Available.
19. Charlotte Bobcats - Kenneth Faried, Morehead State
Pota altına takviye yapma motivasyonlarından bahsetmiştim. Biyombo yetmediyse Faried'i de getiririz.
20. Minnesota Timberwolves - Donatas Motiejunas, Litvanya
Sofrada yeni bir boğaza yer yok: Project Pick.
21. Portland Trail Blazers - Reggie Jackson, Boston College
21. sıra çok tatmin edici durmuyor, ancak guard yedeği bulmak için iyi bir yer. Ben Morris'i daha çok yakıştırıyorum ama workoutları iptal eden Jackson'ın garanti aldığı takımın Portland olması da aklıma yatıyor.
22. Denver Nuggets - Markieff Morris, Kansas
Dövmeleri bile aynı olan ikizinden daha çok seviyorum bu herifi. Masaya koydukları NBA'de hiçbir takımın elinde bulundurmayı dert etmeyeceği şeyler, Denver'a da gider.
23. Houston Rockets - Iman Shumpert, Georgia Tech
Bu elemanda çok korkutucu bir Quinton Ross kumaşı görüyorum. Pis işleri yapan bir combo guard Houston'ın işine yararmış gibi, ama Iman'ın doğru isim olduğundan bayağı şüpheliyim. (İlk yapan ben olayım istedim: "Temizlik Iman'dan gelir!")
24. Oklahoma City Thunder - Tobias Harris, Tennessee
Bir anda herkes söz birliği etmişçesine önce Mirotic'i, sonra da Singler'ı yazmaya başladı OKC için. Jeff Green'in rolünü dolduracak birini henüz almadılar, buradan onu bulmayı hedefleyebilirler.
25. Boston Celtics - Tyler Honeycutt, UCLA
Los Angeles çocuğu Boston'da yapabilir mi? En son örnek Paul Pierce galiba, neden olmasın?
26. Dallas Mavericks - Jeremy Tyler
Şampiyonun kadrosu hayli sıkışık gibi, ancak yeni bir uzuna hayır demeyeceklerdir. Liseyi bırakıp top oynamak için önce İsrail'e, oradan da Japonya'ya geçen bu ilginç hikayeli çocuk beklentileri aşarsa yeni yapılanmaya taşınan bir parça da olabilir.
27. New Jersey Nets - Josh Selby, Kansas
11-20 arasından hiç oyun kurucu gitmemiş, çünkü ilk beş oyun kurucusu olabileceğine güvenilen hiç kimse yok oralara kalan. Deron Williams'a yedek olarak bu problem çocuğu düşünebilirler, tutarsa o gittikten sonra da kullanılabilir ama zor.
28. Chicago Bulls - Darius Morris, Michigan
Oyun kurucu yedeği mi istiyorsunuz? Alın size oyun kurucu yedeği, sonra Indiana'ya takas edersiniz.
29. San Antonio Spurs - Nikola Mirotic, İspanya
"San Antonio buradan yetenekli Avrupalı seçer" algısı beni de esir aldı. Çocuğun gelmek istediğini varsayarsak, kapanın elinde kalacak bir yetenek ama cidden...
30. Chicago Bulls - Kyle Singler, Duke
Chicago içindeki inanılmaz şutör guard boşluğunu 28. ve 30. sıralardan giderebileceğini düşünecek kadar iyimser değildir muhtemelen. Bu haklarını para karşılığında devretmelerini bekliyorum, alanın da yüreği Singler'ın ikinci tura düşmesine elvermez.
Haziran 23, 2011
Mayıs 06, 2011
Final-Four 2011: Basketbol Eve Dönüyor

THY Euroleague'de bugün başlayacak olan Dörtlü Finaller (Final Four) öncesi nefesler tutuldu. Dördüncü kez Euroleague finallerine ev sahipliği yapan Barcelona'da Palau Sant Jordi'de oynanacak bu basketbol şölenini Cem Pekdoğru, Eurosport.com Türkiye için yazdı.
Dünya spor çevreleri Wembley’deki Şampiyonlar Ligi finali için nefeslerini tuttu ve 28 Mayıs’taki finalin taraflarının da belli olmasıyla Ian Broudie’nin yazdığı malum şarkı dilimize pelesenk olmaya başladı. Fakat o finalden önce, bugünden itibaren bazılarımızın gözleri kıta basketbolunun en büyüğünün belirleneceği Palau Sant Jordi’ye çevrilecek. Barcelona için ‘basketbolun beşiği’ demek birçok şehre haksızlık olacaktır. Ancak dördüncü kez Euroleague finallerine ev sahipliği yapmakta olan Barcelona’nın, yalnızca Juan Antonio “Epi” San Epifanio’nun 18 senelik kariyerinde oynadığı yegane şehir olma onuruyla bile bu titrin hakkını vereceğinden şüpheniz olmasın.
Ev sahibinin sürpriz olarak görülen erken vedası karnaval havasından biraz çalacaktır. Bizim adımıza da dönem dönem performanslarıyla burası için ışık veren takımlarımızın, çoktan yerel rekabete geri dönüş yapmış olması... Ama uzun bir süre sonra ilk kez bu Final-Four, ortaya doğal bir favori çıkarabilmiş değil. Buna paralel olarak geçen seneki Partizan gibi bir Cinderella hikayesinden de bahsedemiyoruz ve gerçek bir denge söz konusu. (Tarihte ilk kez Final-Four katılımcılarından herhangi birinin sezon içi galibiyet derecesi %75’i aşmıyor.) Yani tarafsız bir basketbolsever için zemin hiç olmadığı kadar müsait ve ilk yarı finali iple çekmeye başladık.
Montepaschi Siena
Katılımcılar arasında bir Cinderella hikayesinin göze çarpmadığını söyledik, ancak Siena’nın yolculuğu da neredeyse mitik bir rotayı takip etti. Takımın hücumlarının büyük çoğunluğunu işleten Bo McCalebb’ın Top 16 öncesi sakatlanması ve direksiyonun gerçek anlamda bir oyun kurucu olmayan Nikos Zisis’e kalmasına rağmen büyük savunma disiplinleriyle Efes Pilsen’in de bulunduğu gruptan çıkmayı başardılar. Sonrasını birçoklarınız biliyor, çeyrek final ilk maçında Olympiakos’tan tam 54 sayı fark yediler. Görülmemiş bir şeydi. Seriyi 3-1 ile geçtiler. Bu daha da başka bir şeydi. Simone Pianigiani’nin dehası ve oturmuş savunmalarıyla buraya geldiler, ancak sonuna kadar gideceklerse McCalebb grup maçlarındaki formuyla işin içine dahil olmalı.
Panathinaikos
Çeyrek final safhasında dört tane çok yoğun seri izledik, fakat içlerinden en öne çıkanı kesinlikle Panathinaikos’un ev sahibini safdışı bıraktığıydı. Barça’nın o seride verdiği antrenman, ironik biçimde PAO’nun Barcelona’daki en büyük kozlarından biri olacak. Rakiplerine oranla daha komple bir takım görünümündeler. Gerek kenar yönetimi, gerekse de oyuncu grubu olarak bu seviyede daha fazla tecrübeleri var. Bakalım, Yunan basketbolu için kötü geçen bu sezonu Yoncalar unutturabilecek mi?
Maccabi Electra
Ülke basketbolu olarak Final-Four’dan uzak 10. yılımızı kutluyoruz. Kulüplerimizin harcadığı paraları düşününce, bu işte bir terslik olduğunu hissediyoruz. Sebebini görme noktasında Final-Four her zaman yardımcı oluyor, eksik olmasın. Bu sene bir kez daha memleketten ayağına teneke bağlayarak gönderdiğimiz bir basketbol adamı orada ve biz uzaktan izliyoruz. David Blatt’in ne kadar büyük bir sistem koçu ve aynı ölçüde bir kadro mühendisi olduğu konusunda en sağlıklı veriyi verecek kadrolardan biri bu. Belki o Rus milli takımından bile daha cömert bu hususta. Geçen sene Pini Gershon yönetiminde kıtaya gelen sıradan Amerikalılar olarak gözüken Doron Perkins ve Jeremy Pargo’nun bu sene yaptıklarına bakabilirsiniz. Ön çapraz bağlarını yırttığı için Barcelona’da takımı tribünden destekleyecek Perkins, belki de geride kalan sezonun en iyi savunmacısı idi. 2007’de Viktor Khryapa’nın yaptığına benzer bir diriliş gösteren Lior Eliyahu, her röportajda kredileri Blatt’e yönlendiriyor. Ve ilk kez bütün güçlü yanlarından faydalanılabildiğini hisseden Chuck Eidson... Perkins’in sakatlığı olmasa buradaki net favorim olacaklardı. Yine de zorlayabilirler.
Real Madrid
1998 yılında Palau Sant Jordi’de yapılan ilk Final-Four, aynı zamanda Euroleague tarihinin en genç şampiyon koçlarından birini selamlıyordu: Ettore Messina. Real Madrid’in buraya onunla gelmesini, zannedersem bütün basketbolseverler tercih ederdi. Ancak -başta Felipe Reyes ve Jorge Garbajosa- takımdaki bazı büyük isimler konusundaki radikal tasarrufları, onun Madrid serüvenine erken bir son yazıyordu. 1996’dan beri ilk kez Final-Four’dalar ve bunda en az başlarındaki Emanuele Molin kadar Messina’nın da payı var. Özellikle Nikola Mirotic, Sergio Llull ve Ante Tomic gibi gençlere verdiği büyük sorumlulukla. Messina buraya gelmiş olsaydı bile, ilk ziyaretinde elinde bulundurduğu Antoine Rigaudeau, Predrag Danilovic ve Zoran Savic kalibresinde isimler olmadan işi çok kolay olmayacaktı. Molin bunu başarabilir mi, elbette kolay değil. Ancak Svetislav Pesic’i böyle bir sezonda büyük ödülden alıkoyan bir takım her şeyi yapabilir.
Şubat 28, 2011
Jared SULLINGER #0 - Ohio State Buckeyes, Power Forvet

20.4 sayı, 9.2 ribaund, 6 asist, 1.7 top çalma, 0.9 blok. Okuduklarınız bugünlerde NBA’e geçiş sürecinde küçük adımlarla ilerleyen şutör guard Evan Turner’a 2009-10 sezonunda yılın oyuncusu ödülünü getiren istatistikler. Ve son yıllarda NCAA düzeyinde benzerine pek sık rastlanmamış, oyunun her alanını domine eden bir oyuncuyu işaret ediyor. Aynı eyalette yaşanan LeBron James hadisesinden bile daha büyük sancılara yol açması beklenen bu ayrılıktan sonra, Ohio State’in derecesinin ne olmasını beklerdiniz? Hiç zahmet edip tahmin yürütmeyin, çünkü Buckeyes sezona yaptığı 18-0’lık girişle Ocak ayının sonlarına gelirken ülkedeki dört namağlup takımdan biri. Nasıl mı?
Ohio State koçu Thad Matta, hakkı pek verilmese de ülkedeki en iyi yetenek avcılarından biri. Spot ışıklarını üzerinde hisseden liseliler genelde rotayı Duke, North Carolina, Kentucky gibilerine kırma eğilimindeyken, bu dezavantajın üstesinden gelip birçok kaliteli ismi OSU bünyesine katmayı bildi. Yakın zamanda Greg Oden, Mike Conley, Daequan Cook gibi oyuncuları tek sezonun ardından NBA’e göndermesine rağmen, Ohio State kampüsü bu sezonki gibi bir ‘freshman’ performansı izlememişti. Ohio’nun göbeğindeki Columbus’ta tüm rakip uzunlara, mahallenin abisinin peşini bırakmayan ilkokullu veletlermiş gibi davranan Jared Sullinger’ı Matta’nın görmemesini bekleyemezdik tabii ki. (1) Fakat aynı çocuğun fiziklerin güçlendiği NCAA seviyesindeki henüz 7. maçında 40 sayı atacağını ve ilk iki ayın sonunda 18 sayı, 10 ribaund ortalamalarıyla ülkenin tartışmasız en iyi uzunu olacağını pek azımız öngörebiliyordu. Skorunu büyük oranda kalıbını kullanarak ve belli temel paternler üzerinden bulan Sullinger’ın, aynı post hareketlerinden kolejde de düzenli olarak ekmek yemesinden şüphe duyuluyordu.
Ohio bölgesinin en iyi koçlarından biri olan babası ve üst düzey NCAA basketbolu oynamış iki erkek kardeşini düşününce(2) ailedeki en fizikli çocuk olan Jared’ın basketbol yolunda ilerlemesi sürpriz değil. Babasının koçluğu boyunca takıntı derecesinde önem verdiği ayak hareketlerinin üstünlüğüyle şimdiden Charles Barkley benzetmeleriyle onurlandırılmaya başladı. Boyunun NBA’de aynı dominasyonu kurmasına izin vermeyeceği ortada, fakat NBA tarihi bu yoldan başarıyla geçen uzunlarla dolu. Jared’ın da onlardan biri olmaması için bir sebep yok.
(1) Northland Lisesi’nde babası Satch Sullinger’ın koçluğunda 24.5 sayı, 11.7 ribaund ortalamalarıyla ülkenin en iyi oyuncusuna verilen Naismith Ödülü’nü alırken, babası da aynı ödülün en iyi koç dalındaki sahibi oluyordu. Sullinger, James’ten sonra bu ödülü Ohio’ya getiren ikinci liseli oldu.
(2) Ailenin en büyük çocuğu J.J. eski bir Buckeye ve başından beri küçük kardeşinin Ohio State forması giymesinde büyük bir faktör olmuş.
J.J.: Sana işini öğretecek değilim ama, kardeşime burs vermeyi cidden düşünmelisin.
Matta: Julian’dan mı bahsediyorsun? (Julian şu anda Kent State forması giyen ortanca kardeş.)
J.J.: Hayır, Jared.
Matta: Şu şişman kardeşin mi?
Cem Pekdoğru, 2011
NBA Türkiye Şubat 2011 sayısında yayınlanmıştır.
Ocak 28, 2011
Landry Fields #6 - New York Knicks, Şutör Guard

Lige giriş yaparken Yılın Çaylağı ödülü için olağan şüpheliler sayıldığında Blake Griffin, John Wall, DeMarcus Cousins ve Evan Turner gibi isimler en büyük ilgiyi görenler oluyordu. Bu listeyi daha aşağıya sürükleyenler de vardı elbette, fakat Kasım ayında Doğu Konferansı’nın en iyi çaylağı seçilecek oyuncunun farkında olan pek fazla kimse yoktu. Landry Fields yeni Knicks takımının beşinde yer aldığı 19 maçı 10.8 sayı, 7.1 ribaund, 1.6 asist ile tamamladı. Evet, bir 39. sıra seçimi için korkunç rakamlardan bahsediyorum. (1)
Fields’ın ikinci turdan seçilmiş bir oyuncu olarak, New York gibi bir cadı kazanında ilk günden itibaren bu istatistikleri yakalamasının arkasında bir hile olduğunu söyleyebiliriz belki. Kolejde dört sene geçiren Fields 22 yaşında, yani sınıfının en “yaşlı” oyuncularından. Fakat olgunluğu yalnızca bir sayıdan ibaret değil. Zeka düzeylerinin kaçınılmaz bir getirisi olarak her zaman dalga konusu olan Stanford mezunlarından biri Fields. Hatta 2006 yazında beş yıldızlı liseliler Brook Lopez ve Robin Lopez’in gölgesinde okula kabul edilirken, hayatını basketboldan kazanabileceğinden pek emin olmadığından akademik kariyeri boyunca da oldukça başarılı olmuş. Geçen sezon boyunca saygın bir kolej basketbolu sitesi için karşılıklı oynadığı oyuncuları değerlendirdiği bir blog yazmış, aktif kariyeri sonrası hayatını koçluk üzerine kurma kararı almış bir İletişim mezunu bahse konu adam. Her yeni röportajını okurken, monitörden akan zeka pırıltılarına engel olmak mümkün değil.
İlk iki senesinde, savunmacılarından Lopez biraderlere giden yardımları cezalandırmak dışında bir görevi olmayan Fields son iki senesinde daha büyük roller almaya başladı. 2008 yazında eski bir Duke efsanesi olan Johnny Dawkins’in göreve gelmesi, Fields için büyük bir kırılma noktası oldu. Önce Lawrence Hill’in yanında iyi bir tamamlayıcı haline gelen Fields, senior senesinde ise işlerin kontrolünü tamamen ele aldı. Daha ziyade bir şutör guard olarak götürdüğü sezonu 22 sayı ve 8.8 ribaundla tamamlayarak, zayıflayan Pac-10 konferansının her iki kategoride de en iyisi olmayı başardı. Yani ribaund konusundaki istisnai meziyetleri doğu yakasındakiler için yeni bir tecrübe olsa da, California ahalisi için bu sürpriz değil.
Fields’a Knicks’teki başarısının sırrı sorulduğunda, birlikte çalıştığı isimler için şükran duyuyor ve onun gibi gençlere ne olursa olsun akademik kariyerlerini boşlamamalarını öğütlüyor. (2) Her zaman doğru yerde olmayı bilen ve Mike D’Antoni’nin muhtemelen sahada yanlış bir tercih görmeyi beklediği son isim haline gelen Fields için bu akademik kariyer belki de dediği kadar önemlidir. Kasım ayındaki %55.8 şut yüzdesiyle yine tüm NBA guardları arasında ikinci sıraya oturmasında, kusursuz bir bilekten ziyade doğru çalışan bir beynin önemi daha büyük anlaşılan. (3)
(1) Bu 7.1 ribaund aynı zamanda Kasım ayında Tüm NBA’de bir guardın ulaşabildiği en yüksek ortalamaydı.
(2) Dawkins başta olmak üzere tüm koçlarına sık sık saygı duruşunda bulunan Fields, draft öncesi dönemde birlikte çalıştığı eski Arizona efsanesi ve Tuborg Pilsener oyuncusu Miles Simon ile bugünlerde Bornova Belediyesi’nde oynayan Michael Roll’a da değinmeyi ihmal etmiyor.
(3) İlk sırada bulunan Tony Parker, Fields’ın aksine oyununu penetre üzerine temellendiren bir oyuncu ve bu şut yüzdesine ulaşması nispeten daha normal olarak algılanabilir.
Cem Pekdoğru, 2011
NBA Türkiye Ocak 2011 sayısında yayınlanmıştır.
30 TAKIM 30 HEDİYE

Türkiye’de bile caddeler 40 gün öncesinden havalı ışıklandırmalarla süslenmeye başlıyorsa, bizden beklenen fazla sorgulamadan Christmas ruhuna ayak uydurmamız herhalde. Bunu yapalım ve NBA’deki genel menajerlerin yeni yılın ilk sabahında yastıklarının ucunda nasıl bir hediyeyle uyanmayı hayal edeceklerine dair kafa yoralım. İçlerinde hala büyümemiş çocuklar barındıran -en azından- birkaç yöneticinin varlığından haberdarız, o yüzden böyle hayaller kurduklarını düşünmemiz çok da naif olmasa gerek...
Atlantik
Boston Celtics
Büyük üçlünün geçen seneye oranla bacaklarına birer yılın daha yorgunluğunun bineceği bir sezonda, Kendrick Perkins’in uzun süreli sakatlığı yeni soru işaretlerine yol açarken hiç kimsenin böyle enerjik bir başlangıcı beklemediği kesin. Celtics yeni yıl kapıdayken, ligin açık ara en oturmuş takımı görüntüsünü verdi ve her şey iyi gidiyor. Güney sahilinde çok uç şeyler yaşanmazsa, Rajon Rondo’nun bu hızıyla onları finalden edebilecek tek şey sakatlık faktörü olabilirmiş gibi. Bu bağlamda en düşünceli hareket Danny Ainge’in evine yeni bir leprikon heykelciği göndermek. İrlanda kültüründe bu ayakkabıcı cinleri yakaladığınız takdirde, onları serbest bırakmanız için size üç dileğinizi gerçekleştirme sözü verirler. “Sağlıklı bir Pierce, sağlıklı bir Garnett, sağlıklı bir Allen mümkünse...”
New Jersey Nets
Mikhail Prokhorov’un takımı satın almasının ardından, Jason Kidd sonrası dönemde bürünülen kaybeden takım kimliğinden sıyrılmak için bu takımın bir süperyıldızdan da önce yeni bir eve ihtiyacı olduğu ortada. Şimdilik seyirci çekebilecek yıldızları değil ama seyirci çekebilecek yıldızların sevgililerini takıma katma konusunda yol kat eden Nets (bkz. Kris Humphries-Kim Kardashian, Sasha Vujacic-Maria Sharapova ve hatta Jay Z-Beyonce Knowles ilişkileri) Brooklyn’e taşınma işlemini de gerçekleştirirse birçok yıldız için daha cazip bir takım haline gelecektir. Hem spor dünyasında son dönemde patlak veren John Terry ve Tony Parker skandallarını da hesaba katarsak, yukarıda saydığımız isimler gerçekten heyecan verici olabilir. Burada biraz daha cömert davranıp, tüm takıma birer Brooklyn bileti hediye ediyorum. Yalnızca gidiş.
New York Knicks
Şu dönemde NBA’in asparagası en çok seven medyasında manşetleri Carmelo Anthony süslüyor, fakat sezon ilerledikçe işlerin rayına oturduğu takım için ideal eklemenin Melo olacağı hayli şüpheli. Donnie Walsh çıkan çatlak sesler arasında bir Mike D’Antoni takımı için doğru parçaları bir araya getirmeyi başardı. Yazın bunları söylerken, David Lee’yi yok pahasına bırakmayıp Turiaf-Randolph-Azubuike üçlüsünü takıma dahil etmesini de çok iyi bir hamle olarak değerlendirmiştim. O grupta beklediğim mental kararlılığı gösteremeyen Anthony Randolph’ün yarattığı hayal kırıklığına rağmen, 39. sıradan seçilen akil adam Landry Fields yıllarca anlatılacak yeni bir draft başarısı anlamına gelebilir. Hal böyleyken yazın NY medyası tarafından doğranan Walsh’a iki kişilik bir Mauritius tatili hediye ediyorum, yengeyle biraz stres atarlar.
Philadelphia 76ers
Sezon öncesi tahminlerimde son sıradan play-off adayı gösterdiğim takımda, Elton Brand’in yeni koçla birlikte gösterdiği canlılık emarelerine rağmen henüz o denli bir silkinme yaşanabilmiş değil. Ed Stefanski şu sıralar her gece yatmadan önce Tanrı’dan, Noel Baba’dan ya da Cübbeli Ahmet Hoca’dan takımın sözde franchise oyuncusu Andre Iguodala için bir talip diliyordur muhtemelen. Bir an önce kavuşurlar da Philly’de tribünler yeniden dolar, güneş yeniden açar umarım. Üzerinde bunların yazacağı bir tebrik kartından fazlası çıkmayacak bu sene de Sixers’a benden...
Toronto Raptors
Doğum günlerinde ya da bunun gibi özel günlerde kitap hediye edenler, hep en sıkıcı arkadaşlar olmuştur. (Yahu bir de elinde “Olasılıksız” ile çıkagelenler oluyor. “Abi çok güzel bir kitap, bana da bir arkadaşım önermişti” falan...) NBA’de pastadan büyükçe bir dilim alması hiçbir zaman mümkün gözükmeyen bir takımı yönetiyor Bryan Colangelo, çok kolay bir iş değil. Son yıllardaki tartışmaya açık hamlelerine rağmen, babasına hürmeten onu rahat bırakıp kenar yönetime geçelim. 2010 yılına girerken Toronto’da takımın savunma yoksunu görüntüsünün Jose Calderon, Andrea Bargnani, Hidayet Türkoğlu ve hatta Chris Bosh gibi oyunculardan kaynaklandığını söyleyenler göze çarpıyordu. Bugün Hidayet ve Bosh artık Kanada’dan çok uzakta, Calderon sezona yedekte başladı ve artık takımın birincil planlarına dahil değil. Bargs ise bu noktaya gelmesi fazla uzun zaman alsa da en azından ribaund çekmeyi öğrendi. Ama takım hala maç başına 2346 sayı yemeye devam ediyorsa, Toronto’nun çocuğu Jay Triano da bazı eleştirilerin adresi olmalı. Çok yoğun bir düşüncenin sonucu değildi ama kendisine hediyem Turan Oflazoğlu’nun oyunu “Sokrates Savunuyor” olacak. “Hocam Sokrates hala savunuyor, senin takımının bu hali ne” yazacak iliştirdiğim kartın üzerinde. Zahmet edip okursa yararlı sözler var içeride: “Halkını karanlıktan çıkarmaya çalışmayanı, daha koyu karanlıklar boğar sonunda.”
Merkez
Chicago Bulls
Derrick Rose sezona yazın emin olamadığımız o gelişimi gösterdiğini bağırırcasına başladı. Orta mesafe şutu artık daha güvenilir, dışarıdan da neredeyse iyi bir şutöre dönüşmüş durumda. Bunun yanında “Maç sonunda kimin eline bakmayı tercih ederdiniz” sorusu için popüler bir cevap olacakmış gibi gözüküyor Rose. Gülün dikeni kontenjanından hala savunmada limitlerini zorlamasını sağlayacak bir efor göstermediğini ekleyebiliriz, fakat her şey güzel. Joakim Noah -sağlıklı olduğunda- ligin en iyi uzun savunmacılarından biri olduğunu ispat ederken, Carlos Boozer bile -henüz kontratının ilk senesinde olmasına rağmen- bir sakatlıktan beklenenden erken dönerek kişisel tarihinde bir ilke imza attı. Luol Deng güzel, Boğaz güzel, rakı güzel, ben var yine gelmek. Geldiğimde görmek istediğim tek şey 2 numara pozisyonundaki gelişme olurdu. Ronnie Brewer neredeyse tüm sayılarını smaç ya da turnikeler üzerinden bulan bir adama dönüştü, Kyle Korver ise bir Tom Thibodeau takımı için kabus seviyesinde bir ayak çabukluğuna sahip. Anahtar teslim çalışmıyoruz, onların da dilek listelerinin en tepesine “Keith Bogans’tan daha yakışıklı bir 2 numara” yazıp iyi şeyler umalım.
Cleveland Cavaliers
Harvard Üniversitesi’nin konuya ilişkin araştırmalarına çok hakim değilim, fakat ayrılık sonrası sendromu için en güzel yöntem çikolata sanırım. Endorfin salgılanmasını hızlandırdığı falan söylenir. Aslında Cleveland ahalisi şu sıralar LeBron James’i ‘tüm kötülüklerin vücut bulmuş hali’ olarak lanse etmekte ve onu dalgaya almaktan hala zevk alıyor gibi gözüküyorlar. Tecrübeyle desteklenen klinik görüşümü merak ederseniz, şu anda Ohio için de normal kronoloji seyrediyor. Askerlik günlerinin bitmesini iple çektiğimiz Sedat Koç’un benzetmesiydi yanılmıyorsam: Kız arkadaşınızın sizi terk ettiğini ulusal kanala çıkıp canlı yayında açıkladığını hayal edin. İlk reaksiyonunuz çok büyük bir hayal kırıklığı olsa da, dışavurduğunuz şey katıksız bir öfkeden ibarettir. Cavaliers taraftarı da şu anda o öfkeden besleniyor, fakat en büyük skor ümidi Mo Williams olan bu takımı izledikleri her gün öfke yerini o asli duyguya -yani hayal kırıklığına- bırakacaktır kademe kademe. Sonra sarhoşken aranılacak ilk numara da The Chosen One olacaktır. Bu süreci yumuşatmak için çikolata güzel bir yardımcı, size benden kocaman bir çikolata şelalesi.
Detroit Pistons
Bunu geçebiliyor muyuz? Hayır, cidden. Noel Baba olsa, eminim o da aynı şeyi yapar ve Joe Dumars’ın kulağına şöyle fısıldardı: “Çok kötü bir çocuk oldun Joe, sana bu yıl hediye yok.” 2004 yılındaki o efsanevi beşin üç önemli parçası hala bu takımın kadrosunda. Bunların yanına geçen sene transferleri ‘imza şov’ olarak sunulan Gordon-Villanueva ikilisini, uğruna Chauncey Billups’ın feda edildiği -Detroit basketbolunun gelecekteki yüzü- Rodney Stuckey’yi de ekleyin. Zamanında bu ligin çehresini değiştirmesi umulan Tracy McGrady de var elbette. Karşınıza 24 galibiyet alması şüpheli, takım kimyası açısından ligin gördüğü en sorunlu ikinci takım olabilecek bir paket çıkıyor. (Portland Jail Blazers tecrübesi hala unutulacak gibi değil.) Dean Smith tedrisatından çıkma son NBA koçu John Kuester’ın bir fark yaratmasını beklemek de fazlasıyla iyimser. Hala hediye istiyor musun?
Indiana Pacers
Birinci isim olduğu bir takımı en yukarıya çıkarabileceğinden emin olmadığım Danny Granger, potansiyelini gerçekleştiremeyecek uzunlardan biri olacağını öngördüğüm Roy Hibbert ve bu takım için fazla eski kafalı bulduğum Jim O’Brien ile başladıkları sezonda, tüm bu endişelerimi haksız çıkarabilecek bazı performanslar gösterdiler. Bu yolun sonunun gül bahçeleri olacağını iddia etmek için henüz çok erken, fakat Indianapolis seyircisinin ümitlenmek için artık daha çok sebebi var. Granger’dan beri -Hibbert’ı da bu gelişimi sonrası bir istisna kabul etmeliyim- hep kötü draft seçimleriyle dikkatimi çekmiş Indiana’da bu sene de o alanda gidişat kötü. Paul George sınıfının Damion James ile birlikte en dağınık adamı. “Born Ready” lakabıyla çocuk yaşta ünlenen Brooklyn efsanesi Lance Stephenson’ı kız arkadaşını merdivenlerden itip hastanelik ettikten sonra takip etmeyi kestim. Diğer seçim de Magnum Rolle zaten. Oyuncuyu izleyenlerin çok önceden uyardığı ölçüde bir hayal kırıklığı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir Tyler Hansbrough da var. Türkiye’deki Pacers taraftarları içinde bile kolej basketbolunun ciğerini bilen arkadaşlar var, Larry Bird’e bu gençlerin özgeçmişini bırakıyorum.
Milwaukee Bucks
John Hammond’dan çok fazla bahsetmeyeceğim. Yazın yaptığı alışveriş sonrasında değerli parçalar alsa da bu hamlelerin, harcadığı paranın karşılığını vermeyeceği birçok yerde dillendirildi, ben de buna inanıyordum. Zaman da bu insanları haksız çıkarmışa benzemiyor. Geçen sene üst düzeydeki takım kimyasından artık pek bahsedemiyoruz. Corey Maggette, John Salmons, Carlos Delfino, Drew Gooden ve Brandon Jennings gibi sürekli kendi skorunun hesabını tutan oyuncularla takım bütünlüğünü korumanın ve bir yerlere gitmenin hiç kolay olmadığının defaatle deneyimlendiği bir ligde imkansızı deniyorlar. Sihrimi konuşturup Ersan İlyasova’ya uzaklarda yeni bir başlangıç şansı verebilecek bir takas ayarlardım hemen. Takımda özel hayranı olduğum bir diğer ismi, maskot Bongo’yu da pas geçmezdim.
Güneydoğu
Atlanta Hawks
Yeni yılda ne istiyor olabilirler? Orta düzeyde bir takımdan orta düzey beklentiler duyan, fakat bunu yaparken bazı oyunculara gereğinden fazla maaş bağlayarak takımı eksik olduğu alanlarda geliştirme fırsatını tepen bir yönetimden bahsediyoruz. Böyle bir takıma en uygun hediyeler yeni bir kazak, parfüm, çerçeve ya da ne bileyim Noel ruhuna uygun kırmızı bir iç çamaşırı falan olabilir. Umarım saat gece yarısını vurduğunda hayallerindeki orta düzey kızla öpüşüyor olurlar. Bakın, kırmızı çizginin çok ötesinde konuşuyorum.
Charlotte Bobcats
Kariyeri boyunca tartışılan yöntemlerine rağmen kısıtlı kadrolardan üst seviyede verim almayı beceren, kimilerine göre efsane statüsüne çoktan ulaşmış bir koç Larry Brown. Fakat Brown’ın devraldığı takımların gelişimini mercek altına alırsanız, bu beklentiler üstü derecelerin yalnızca yalancı başarılar olarak kaldığı örneklerin sayısı da az değildir. İşte bu örneklerde Brown şehri terk ettiğinde arkasında bıraktığı görüntü tamamen bir enkazdır. Bunu tetikleyen başlıca etkenler, bütçe kullanımı konusunda verdiği yanlış tavsiyeler ve yatırım yapmayı seçtiği oyuncuların tepetaklak giden kariyerleridir. Buradaki macerasının sonunun da bu olacağına dair endişelerim var, North Carolina ahalisi güzel günleri getirecek kişiyi kenarda ararken gözlerini biraz kaydırıp gerçek efsaneyi görmeliler. Oyunculuk sonrası kariyeri bugüne dek bir başarısızlık abidesinden ibaret olsa da, Michael Jordan evi olarak gördüğü şehrin takımıyla birlikte kazanmak için her şeyi yapacaktır. Bu üst düzey rekabetçi ruhu tanımak isteyenlere yol gösterecek kitap, aynı zamanda yılbaşı hediyem de: “For the Love of the Game”.
Miami Heat
Yeni toplanan ve çevresinde gereğinden büyük bir beklenti bulutu yaratılmış bir ekip için en zor dönemde, ters fikstürün de etkisiyle alınan birkaç mağlubiyet sonrasında sabırsız bir kesim Erik Spoelstra’ya gün biçmeye başlamıştı bile. Pat Riley’nin sezon sonuna kadar benche ineceğinden şüphe etmeyenlerin aksine, ben Filipin orijinli koçun yakın bir gelecekte görevden ayrılmayacağını düşünüyorum. Belki şu anda bocalıyor olabilir ve takım üzerinde beklediğim ölçüde deneysel hareket etmediğini de hayal kırıklığıyla gözlemliyorum. Fakat hem Riley’nin emeklilik yaşantısını bırakıp, hiçbir şekilde tatmin edemeyeceği beklentilerin altına girmeye yeltenmesi bu kadar zeki bir adam için fazla aptalca olur. Hem de takımdaki alfa karakter Dwyane Wade’in desteğini kaybetmiş gözükse de Spoelstra, CAA başta olmak üzere birçok güç merkezi için bir proje. Bence takımın bundan, bir oyun kurucudan ya da bir uzundan çok ihtiyaç duyduğu şey James-Wade ikilisinin bu zor birlikteliklerinin başarısı için kafa yorması. Belki Udonis Haslem ve Mike Miller’ın iyi dönmesi de önem sırasında bunu takip eder. Uygun gördüğüm hediye -sportif ya da değil- herhangi bir takımın parçası olan herkesin izlemesi gereken kült bir film: “Remember the Titans”. Öyle patlamış mısır eşliğinde izlenebilecek bir film değil, İç Savaş’ın hatıralarının canlı olduğu ormandaki sahneyi kaldırabilirlerse birçok şeyi başarabileceklerine delalettir.
Orlando Magic
Yazıyı Otis Smith büyük çaplı Noel alışverişine çıkmadan önce kafamda tasarlarken, şöyle bir hediyede karar kılmıştım: “Bugünlerde Noel ruhunu bozan tek şey Rashard Lewis’in dönüştüğü şey. Takımın en çok ücret alan oyuncusu olduğu gerçeğini (bu sene için 19.6 milyon dolar) bir kenara koyalım, şu anda sahada kalmayı Brandon Bass kadar bile hak etmiyor. Hatta Derrick Coleman’ı yüz nakliyle Shard’a benzetip, onu oynatsalar bundan kötü olamaz. Elbette bunu “Face/Off” seviyesinde bir tıbbi bilgiyle başarabilmek kolay değil, orada da imdada ben yetişiyorum.” Buna gerek kalmadı ve yapılan takasla Lewis başkentin yolunu tuttu. Birçokları takıma geri kazandırılan Hidayet Türkoğlu ve Jason Richardson’ın önemli artılar katacağında fikir birliğine varmış durumda, fakat diğer takas için yaygın kanaat Smith’in aceleci davrandığı yönünde. Zira Magic temelde NBA’in en kötü ikinci kontratından kurtulurken, karşılığında ligin en kötü kontratıyla birlikte Gilbert Arenas’ı aldı. Kimse Arenas’tan sakatlıklar öncesi günlerine dönmesini beklemiyor, fakat bu kumarın tutması için herkes onun rolüyle barışık bir veterana dönüşmesini dilemeli.
Washington Wizards
Gilbert Arenas’a sakatlık süreci henüz devam ederken verilen o akıllara zarar kontratı, nispeten daha kabul edilebilir bir başkasıyla değiştirdiler. Yani kulübün bacasından içeri giren bizden önce Otis Smith oldu ve takıma hediyesini verdi. Öte yandan takımın kurtuluşu olması beklenen yağız delikanlı, lige hızlı girişinin ardından sık sık maç kaçırmasıyla S.O.S. veriyor. Sezonun ilk ayı geride kaldığında sol bilek, sol ayak ve sağ diz sakatlıklarının her birinden maç kaçırarak oyununun en çok yönlü boyutunu gösteren John Wall için alternatif tıp yöntemlerine başvurmaları gerekiyor. Şöyle nefesi kuvvetli bir hoca önerebiliriz.

Kuzeybatı
Denver Nuggets
Carmelo Anthony’nin takasını isterken şımarık bir çocuğa dönüştüğü, Kenyon Martin’in yeni sözleşme alamamasına etik dışı bir tepki verip sakatlık sürecini kasten geciktirdiği bir ortamda Chauncey Billups gibi ‘winner’ bir karakter bile şalter indirdi. George Karl’ın sağlık durumu iyiye gidiyor ama aksine takımdan yayılan hastalıklı havayı hissetmemek mümkün değil. Bu durumda Ty Lawson ve Arron Afflalo gibi oyuncuların seviye atlaması ya da çaylak Gary Forbes’un geçen sene Joey Graham’den alınan katkının bir benzerini sağlaması iyi niyetli çabalar olarak kalıyor. “Remember the Titans” filminin bir kopyasını da onlara ulaştırmayı düşündüm önce, ama bunun da yeterli olmayacağı çok açık değil mi? Ben de olayın mesaj verme misyonundan çıkıp, güzel insan Chris Andersen’ın köpeğine Knox ismini verecek kadar sevdiği “Natural Born Killers” filminin Director’s Cut versiyonunu hediye edeyim. Ne kadar izlerseniz izleyin, yeteri kadar izlemiş sayılamayacağınız bir film nihayetinde.
Minnesota Timberwolves
Darko’ya özgürlük! David Kahn’ın pas yeteneğine yaptığı tarzda bir güzellemeye girişmeyeceğiz ama bir Lakers maçında Pau Gasol’ü oyunun her alanında sürklase ettikten sonra başlattığı yürüyüşü takdir etmek lazım. Biraz Sırp lobisiyle, bolca da Joe Dumars sosuyla tarihin en güçlü sınıflarının birinde ikinci sıradan seçilmesi onun suçu değildi. Hiçbir zaman çok iddialı olmamıştı, kimseye çok yetenekli olduğunu söylemiyordu. Hatta doğru dürüst İngilizce bile konuşamıyordu. NBA’in süslü dünyası için mutlak bir yabancının infazını izlediğimiz onca yılın ardından, sezona paslı bir giriş yapmış olmasına rağmen 10 sayı, 6 ribaund, 3 blok istatistiklerine uzanmış durumda. Ve sahiden de Kevin Love’ın yanında Al Jefferson’dan çok daha iyi duruyor. Hediyem bu, Darko’ya özgürlük!
Oklahoma City Thunder
Yılbaşı çekilişi için tam bilet veriyorum onlara. 2007 sınıfıyla ilgili yazımda da ölü sezonda kendilerini bekleyecek ikileme değindim. Jeff Green’le devam etmeleri, daha acil bir eksik gibi duran uzun hücum tehdidi açığını doldurmalarını imkansız kılacak gibi gözüküyor. Jerry Buss’ın her yıl gözünü kırpmadan 20-25 milyon dolar lüks vergisi ödediği bir ortamda, limitleri çok yukarıda olan kadrosunu korumakta zorlanan bir küçük pazar takımı görmek hoş değil. Belki büyük ikramiye bir başlangıç olur.
Portland Trail Blazers
Hepinizin dayanamayıp en azından bir kere yapmış olduğu espriyi yapacağım ben de. Tamamen benim finanse edeceğim bir İstanbul gezisinde tüm heyet önce Aya Sofya ve çevresini gezecek, sonra birer porsiyon köfte üzerine Tarihi Cağaloğlu Hamamı’na geçip tüm kötü enerjilerini göbek taşının üstünde bırakacaklar. Sağlık ekibiyle ilgili tüm iddialara rağmen, takımdaki sakatlık geçmişi dikkatle incelendiğinde bu iddiaların gerçeği yansıttığını söylemek haksızlık olur. (Örneğin Greg Oden’ın birbirini tetiklemesi mümkün gözükmeyen sakatlıkları üst üste geçirmesi.) Yani o alanda yapılacak bir iyileştirmeden ziyade, işaret ettiğim adres çok daha makul. Herkese de yüksek bütçeli Hollywood filmi, leprikon heykelciği falan hediye edilmez. Biraz toprağımızın adamı olalım...
Utah Jazz
Bu takımda da her şey çok güzel gidiyor. Deron Williams’ın zaman zaman MVP gibi oynadığı bir dönemi üst üste kazanarak geçirdiler. Bunu yaparken eşi benzeri görülmemiş bir geri dönüş serisi de yakaladılar. (Belki Euro 2008’deki Türkiye milli takımı rakip olabilir.) Maçları avans vererek kazanıyorlar, Jerry Sloan’un yıllardır değişmeyen sistemini benimsemiş ve kusursuz biçimde işleten bir oyuncu grubu mevcut, sakatlıklar konusunda da ilk kez bu sene şanslı bile sayılabilirler. Hazır progressive rock efsanesi Pain of Salvation ülkemizi ziyaret ediyorken, onlara da konser davetiyesi verelim. Kulise falan da girebilsinler hatta. Daniel Gildenlöw ile Andrei Kirilenko’yu aynı karede görmek paha biçilemez.
Pasifik
Golden State Warriors
Don Nelson’ın koçluk kariyerini noktalaması ve Chris Cohan’ın takımı yeni bir ortaklığa satmasıyla bir nefes alan Golden State sirki, Stephen Curry ve David Lee gibi yeni yüzlerle yükselmeyi ümit ediyor. Bunun daha yukarılar için yeterli bir yapılanma olup olmadığını zaman gösterecek. Nellie’nin teknik ekibinde -kulağa çok işlevsiz gelen- ‘defansif koordinatör’ göreviyle tanımlanmış yeni koç Keith Smart’ın görünürde savunma niyeti dışında takıma katabildiği pek bir şey yok. Şu anda mutlu kaybedenleri oynamaktalar, fakat ‘mutlu kaybeden’ olmak ile ‘profesyonel kaybeden’ olmak arasındaki çizgi göründüğünden daha incedir. Bunun bilincinde olan koç da ilk beş oyuncularının sırtına ekstra yük bindirmekten çekinmiyor. Bu hıza ayak uydurma süreci ise Monta Ellis dışında herkesi çok zorluyor, görünen o ki. Belki Ellis’in meşhur mopedinden tüm takıma birer tane hediye etmeliyiz.
Los Angeles Clippers
Profesyonel kaybeden demişken... Kurulduğu günden beri bu sıfata en çok yakıştırılan takım oldu Clippers. Her gün kaybetmenin yeni bir yolunu bulabilen Los Angeles’ın ‘öteki’ takımında bu döngüyü kırabilecek bu denli güçlü bir figüre rastlamıyorduk ne zamandır. Blake Griffin’den bahsediyoruz elbette. Müthiş atletizmi, oyun zekası, olgun pota altı hareketleri bir yana Griffin kaybetmeyi hiçbir zaman kabullenmeyen bir karakter. Lakers’a karşı yanında Eric Bledsoe, Brian Cook, DeAndre Jordan gibileriyle sahada olsa bile, geri adım atmayı bilmiyor bu vahşi melez. O her gün bir çaylak olarak aynı iş disipliniyle sahaya çıkarken, kadroda Baron Davis gibi basketbolu part-time iş haline getirmiş birinin bulunması ise büyük enfeksiyonlara yol açmaya gebe. Bu şartlar altında kenarda Vinny Del Negro’yu görmek de pek yardımcı olmuyor. Onlara göndereceğim kartın üzerinde de daha gelişkin birer saha içi ve saha dışı beyni dilekleri yer alacak.
Los Angeles Lakers
Bu sene daha doğru tercihler ve yükseltgenmiş bir şut yeteneğiyle geri dönen Shannon Brown ile yeni eklemeler Steve Blake ve Matt Barnes’ın istikrarlı katkıları birleşince “Killa B’s” (Katil Arılar) tandemini oluşturan Lakers, başarılı ikinci tur seçimlerinin yanında şık bir finansal hamleyle Sasha Vujacic’in kontratından kurtulmayı da bildi. Tüm bu olumlu gelişmeler, saha üzerinde olağanüstü bir başarıyla taçlanmasa da bahar dönemi için herkes umutlu. Tek sıkıntı geçen sezonki şampiyonluğun kilit isimlerinden Ron Artest’in yeni sezonu über-verimsiz bir oyunla açması. Genellikle transfer olduğu takımlarda iyi başlangıç sezonlarını, hayal kırıklığı bir sezonla takip eden Artest’in bu alışkanlığı devam ettirmesi Lakers’ı yüzük yarışında birkaç adım geri itecektir. Onun psikolojisini kendisinden daha iyi bilecek herhangi birisinin çıkacağını sanmıyorum. O yüzden önce Artest’e onu neyin iyileştirebileceğini sorar, sonra en yakın alışveriş merkezine doğru yola koyulurum.
Phoenix Suns
Onlar için de bizden önce davranan isim yine Otis Smith oldu. Lon Babby basketbol operasyonlarının başına geçtikten sonra, ilk iş olarak oyuncu temsilciliği yıllarındaki sadık müşterilerinden Hidayet Türkoğlu’na yeni bir yuva imkanı verirken hiç şüphesiz 4 numarada oynatılıp verim alınamayan ya da ancak ikinci beşle birlikte sahadayken topu eline alabilen birini tahayyül etmiyordu. Şimdi kontratı ondan iki sene daha kısa olan Vince Carter’dan gerçek bir beklenti içerisinde değiller ve Marcin Gortat o bekledikleri oyuncu olabilirse, finansal rahatlamanın dışında oyunlarında da bir katma değer sağlayabilirler. Ben Jude Law ve Nicky Wire ile birlikte dünyadaki en ünlü Tottenham taraftarlarından biri olan Steve Nash’e bir Gareth Bale forması vererek bu takımı geçmeyi planlıyordum. Zaten Phoenix’in bu sıcağında bana kimse Noel ruhundan bahsetmesin, Smith de harekete geçmişken boşuna yorulmayalım.
Sacramento Kings
Geçen sene iyi bir şeylerin başlangıcını yaptığını düşündüğüm Sacramento’da, yine bu paralelde güvenimi kazanan Paul Westphal kontrolü yitirmişe benziyor. İkinci seneye giriş yapılırken hala takımın 3 numarasını belirleyememiş olmak gibi ilginç sorunlar mevcut. Bir gün ilk beşte çıkan oyuncunun, bir sonraki maçta parkeye çıkmaması da şaşkınlık yaratmıyor. Bu konularda ağır yol almalarının ötesinde, Tyreke Evans’ın henüz geçen sezonki ritmini bulamamış olması da işleri zora sokuyor. Fena olmayan rakamlarına rağmen, lige girişinden önceki IQ temelli endişelerin yersiz olmadığını göstermekten geri durmayan DeMarcus Cousins’ı da ekleyince tünelin ucunu görmek kolay değil. Bir kez daha “Yeniden Başlat” tuşuna basmayı kaldırabilirler mi, emin değilim. Problem çocuğa akıl fikir ihsan eylemek güzel bir başlangıç olabilir. Haddimizi aşıp Tanrı moduna geçtik ama biraz...
Güneybatı
Dallas Mavericks
Yıllardır “şampiyon olamayacak en iyi kadro” unvanını kimselere bırakmadan girilen sezonlardan donra, bu sene Dallas cephesinde ilk kez büyük bir farklılık var. Ligde en efektif savunma yapan takımlardan biri haline geldiler, yani Rick Carlisle kendi kimliğini takıma oturtmayı becerdi. Bu gelişimde her şeyin tetikleyicisi olan adamsa, yıllardır istikrarlı bir savunma katkısı alamadıkları 5 numara rotasyonuna ilaç olan Tyson Chandler. Doğrusu geçen sezonki Charlotte performansı sonrası, umutsuzca yapılan bir hamle gibi gözüküyordu. En iyi dönemini yaş ya da sakatlık gibi faktörlerle geride bırakmış oyunculara yeni şanslar vermeyi en çok seven takım sahiplerinden biri olan Mark Cuban, belki de Jason Kidd’den sonra ilk kez turnayı gözünden vurdu. Kart veriyorum, Noel Baba ve geyikleri falan var üzerinde: “Yeni yıl sağlık, mutluluk, sağlıklı ve mutlu bir Rodrigue Beaubois getirsin.”
Houston Rockets
Yeni yılı beklemeden hediyelerini New Jersey yoluyla aldılar aslında. Yaz Ligi’nde gelişimini açık etmiş olmasına rağmen, Avery Johnson’ın Hikmet Karamanvari uygulamalarından nasibini alarak önce rotasyondan düşen ve sonra da ‘akıllansın diye’ D-League’e (Gelişim Ligi? Tezat?) gönderilen Terrence Williams soluğu en son olarak Houston’da aldı. Rick Adelman da çok kolay bir koç değildir belki, fakat kanatlardaki kalabalık rotasyona rağmen T-Will’in bu takımda oyununu yeniden tanımlayabileceğine inanıyorum. Hıristiyanlıkta yedi ölümcül günahtan biri açgözlülük (avaritia), bu yüzden yeni bir hediye beklemesinler. Hayır, Yao Ming konusunda ne yazık ki yapabileceğimiz bir şey yok.
Memphis Grizzlies
Conley-Mayo-Gay-Randolph-Gasol. Mike Conley’ye verilen kontratı tartışmakta serbestsiniz, fakat bu beşin lig için standart üstü bir beş olduğunu söylememiz pek iddialı olmaz. Fakat bu beşlinin dışında kalanlara gözümüzü çeviriyoruz da... En tecrübelisinin 1 yıldır ligde olduğu Arthur-Henry-Young-Vasquez-Thabeet beşlisi ve kaybeden takımlarda randıman vermesine imkan tanımayan bir karakterdeki (biraz James Posey’yi andırıyor bu açıdan) Tony Allen ile tüm rotasyon tamamlanıyor. Bunu fark eden Lionel Hollins son dönemde O.J. Mayo’yu ilk beşe çekmek gibi bir ayarlamaya gitse de bunun yeterli olmayacağı çok açık. Kendilerine Euroleague’de hiçbiri pozisyonlarının en iyi üç oyuncusundan biri olmayan Morris Finley, Keith Langford ve Ante Tomic’i hediye ediyorum. Parayı dert etmesinler. Eldekilerden kötü sonuç vermesi pek mümkün değil, %100 çalışıyor.
New Orleans Hornets
Bu sayıda bu konu daha ayrıntılı biçimde ele alınacak, fakat David Stern’ün satın aldığı Hornets’ın durumu Türk futbol tarihinde en çok TMSF eline geçen İstanbulspor’u andırıyor. Çok büyük bir camiadan kök almasına rağmen İstanbulspor’da işler o günden sonra hiçbir zaman rayına oturmadı. Hornets için benzer bir senaryonun gerçekleşmesini beklemek çok kötümser olur, fakat getirilecek çözümün Louisiana’yı kapsayacağı şu anda şüpheli. Kendilerine helal süt emmiş, eli açık, içkisi kumarı olmayan bir sahip diliyorum. Fakat bu devirde böylesini bulmak hakikaten zor. (Jerry Buss bile sonuncu maddeye takılıyor.) Ayrıca hediye paketi üzerine ne yazacağımız belli olmadığı gibi, üç sene sonra bakınca bu hediyeyi esasen Seattle Supersonics’e vermiş olduğumuzu bile görebiliriz.
San Antonio Spurs
Dallas’ın da toparlandığı bu sezonda, ligin güç merkezini Florida’dan gelen büyük manyetik dalgaya rağmen yeniden Texas’a çekmeyi başarmakta Spurs. Sakatlanana kadar James Anderson’dan, bugünlerde eski Kaf-Sin-Kaf oyuncusu Gary Neal’dan verim alarak aslolanın sistem olduğunu bir kez daha ele güne gösteriyorlar. Kariyerinin en iyi asist ve top çalma ortalamalarını gösteren ve 51% ile şut atan Tony Parker, ünlü TV yıldızı Eva Longoria ile evliliğinde boşanma sürecine girdi ve galiba San Antonio’da yaşanan en büyük problem bu. Aslında saha içine bir yansıması olmayabilecek bir şey bu en büyük problem bile. Her şey konuşulabilir ama bu takımın başarısının bağlı olduğu birincil faktör yine Tim Duncan. Onun robotik yapısını besleyecek bir şeylere ihtiyaç var. Çağın ilerisine geçen komedi dizisi Futurama’nın ilk sezonunda tüm ançüez rezervlerini satın alarak, robot yağı piyasasını eline geçiriyordu Fry. Spurs’e hediyem sınırsız ançüez, Duncan’ı bir kez daha en üst seviyede izleyebilmek için. Çünkü hala bu adamın seyrine doyum olmuyor.
Cem Pekdoğru, 2011
NBA Türkiye Ocak 2011 sayısında yayınlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)